SİYASETİN KAYIP LİMANI. At izi it izine Karıştı.
At İzi İt İzine Karıştı: Kurumsal Çürüme, Algı Yönetimi ve Siyasetin Kayıp Limanı
Kamuoyu günlerdir tek bir noktaya kilitlenmiş durumda: Paralar ödenecek mi, AK Parti içinde bu fondan kimler faydalandı? Herkes vitindeki bu iki soruya odaklanmışken, fırtınanın kopmasına zemin hazırlayan asıl kurum ve kuruluşların sorumlularından tek kelime edilmiyor. Balonun her geçen gün biraz daha şişirilmesini hep birlikte izliyoruz. BDDK, SPK ve Borsa İstanbul gibi denetleyici mekanizmaların yöneticileri, bu olaylardaki ihmal ve sorumluluklarını izah etmeye davet bile edilmiyor. İşte tam bu noktada süreç, kusursuz bir manipülasyon ve algı yönetimi mühendisliğine dönüşüyor.
Vatandaşın uğradığı maddi zararın ödenmesi, piyasada oluşan o "sahipsizlik" algısını elbette bir nebze kıracaktır. Ancak bu hamle, karşımızda duran yapısal mağduriyeti kökünden gidermeye yetmez. Çünkü toplumsal vicdanı rahatlatacak asıl şey; bu olaylara çanak tutan, göz yuman kişilerin de kamuoyu önünde hesap vermesidir. Hukukun tüm vatandaşlara eşit mesafede davrandığının gösterilmesi, adalet duygusunun yeniden inşası için hayati bir önem taşıyor.
Siyaset sahnesine ülkeyi Yolsuzluk, Yasaklar ve Yoksulluktan (3Y) kurtarma vaadiyle gelen bir iktidarın, bugün bu üç başlıkta başarılı olduğunu söylemek sanırım hiçbirimiz için inandırıcı olmaz. Yolsuzluk, bu ülkede neredeyse yapanın yanına kâr kaldığı bir zenginleşme aracına dönüştü. Söylediğiniz, yazdığınız, eleştirdiğiniz her şeyin anında "yasak" damgası yediği bir iklimdeyiz. Dar gelirli vatandaşın, emeklinin, küçük esnafın çığlıklarına kulak tıkayan bir yönetim anlayışını bu toplum nasıl kanıksayabilir? Ülke olarak tam anlamıyla ironik bir travmanın içinden geçiyoruz.
"Fon vurgunu" manşetleriyle yayın yapan haber kanallarının hemen hepsinde derin bir tarafgirlik hakim. Oysa gerçek vurgun; yasaların esnetilmesi, kurumların sağlam yere basan kanun ve yönetmelik maddelerinin zaman içerisinde bu tür suistimallere kapı aralayacak şekilde bozulmasıdır. Ne yazık ki bu yapısal bozulmayı onaracak, köklü öneriler getirecek bir vizyon bugün gündemden çok ama çok uzakta. Yara o kadar derin ki, yamalarla kapatılamayacak bir enfeksiyonu, adeta bir kangreni yaşıyoruz. Belki de bu kirlenmeyi artık ancak ekonomist Schumpeter’in deyimiyle bir "yıkıcı yaratıcılık" (creative destruction)temizleyebilir.
Alternatifsizlik İllüzyonu ve Anadolu İrfanı
Bütün bu yaşananları kabullenmek, yanlışları gördüğümüz halde kafamızı çevirip geçmek bizi bugünkü noktaya getirdi. Toplumun her kesimine dokunan bu ızdıraba karşı artık sessiz kalmak yerine, meşru tepkilerimizi ortaya koyma zamanıdır. Bugün sadece Siyasi Partiler Yasası’nı değiştirmek ya da yeni bir anayasa yapmak yeterli değildir; belki de köklü bir idari reform ve demokratik bir sistem yenilenmesi kaçınılmazdır. Kurumların yapısının tek bir kararnameyle değiştirilmesinin önüne geçecek, çoğulcu ve gerçek anlamda denetlenebilir demokratik bir rejim inşa edilmelidir.
İnanmadığımız sözleri alkışlamayı bırakmalıy air, hakikati haykırmaktan korkmamalıyız. Gerçeklerin uzun süre yerde sürünmeyeceğini bilenler, bugünlerde cesaretle sahneye çıkmalıdır. Bize dayatılan "alternatifsizlik" söylemleri, sadece umudu kırmak ve çapsız bir muhalefetin gölgesinde kadere boyun eğmemizi sağlamak için üretilen bir illüzyondur. Bu aziz millet, sıkıştığı anlarda bağrından yeni bir yol, yeni bir umut ve yeni bir lider çıkarmayı her zaman bilmiştir; Anadolu irfanının mayası budur. Dayatılan figürlere ve kötü yönetime mahkûm olmadığımız açıktır.
Eski Fikirlerle Yarını İnşa Edemeyiz
Küresel ölçekte ve coğrafyamızda devasa kırılmalar yaşanırken, toplumun dikkatinin yapay gündemlerle tek bir noktaya odaklanması bizi büyük tehlikelere açık hale getiriyor. Uyanmak, uyanık kalmak ve aklıselimle etrafımıza bakmak zorundayız. Ortadoğu’da ve dünya piyasalarında hızla yaklaşan küresel krize karşı ülkemizin hazırlanması, toplumun bilinçlendirilmesi gerekirken bu yönde hiçbir çalışmanın yapılmaması düşündürücüdür.
Unutmamak gerekir ki, "Her yeni eskir." Fikirler de yenilenmediğinde, güncellenmediğinde eskir ve çağın gerisinde kalır. 25-30 yıl öncesinin Türkiye ve dünya gerçekleriyle üretilen düşüncelerle bugünü okumamız, yarına yön vermemiz imkânsızdır. Siyaset ve fikirler, vaat ettiklerini gerçekleştirebildikleri ve kendilerini yenileyebildikleri sürece yaşarlar. İletişimin baş döndürücü bir hıza ulaştığı, ekonomik dengelerin 24 saat esasına göre saliselerle değiştiği bir dünyada, sürekli yarını planlayan dinamik bir yapı inşa etmek zorundayız. Bunu sağlayacak vizyoner akılların önünün açılması, bu ülkenin her vatandaşının ana hedefi olmalıdır.
Siyasetin Kayıp Limanı: Ahlak
Yapmayı vadettikleriyle sınanan bir iktidarın, her şeyden önce yaşayan bir fikrinin ve ideolojisinin olması elzemdir. Bugün "dava" diyerek basitleştirilen, içeriğini onu temsil edenlerin bile tam olarak açıklayamadığı belirsiz bir projeksiyonun hayatımıza yön vermesi, aklımıza yapılabilecek en büyük zulümdür.
Son günlerde siyasi partilerin duvarlarında sadece süslü birer yazı olarak kalan ama özünde mükemmel bir hakikati barındıran o sözü hatırlatmak gerekiyor: "Siyasetin en güvenli limanı ahlaktır."
Ancak bu limanın ne anlama geldiğinden habersiz idarecilerin, parti yöneticilerinin ve milletvekillerinin varlığını nasıl izah edeceğiz? Ahlakın temelinde doğruluk, temizlik ve seçmene gösterilen sadakat yatarken; bunca usulsüzlüğün ve yolsuzluğun cezalandırılmadan üstünün kapatılmasını hangi akıl kabul edebilir?
Belediye başkanlarının gerekçesiz şekilde parti değiştirmesinin, seçmen iradesine yapılan sadakatsizliğin ve karakter olgunluğundan mahrum kişilerin makam sahibi olmasının adı "ahlak" olamaz. Bu duruma göz yuman, siyasi rant devşiren hareketlerin "ahlaki bir zemindeyim" demesi ise ancak trajikomik bir şaka olabilir. Bu tarz bir siyaset, ancak çürümüş bir toplumsal zeminde karşılık bulur. Olgunlaşmış, aklı ve karakteri oturmuş hiçbir birey bu yozlaşmayı doğru bulamaz.
İktidarın asli görevi, kendisine oy vermeyen vatandaşın da oyunun namusunu ve iradesini korumak değil midir? "Biz tüm vatandaşlarımıza eşit mesafedeyiz" diyen bir siyasi irade, kendisine oy vermeyen insanların seçtiği kişileri transfer ederek oy devşiremez, devşirmemelidir. Bu, geminin o güvenli limandan tamamen ayrıldığının en bariz göstergesidir.
Eski bir bilge sözünde denildiği gibi:
Bir çivi bir nalı, bir nal bir atı, bir at bir komutanı, bir komutan bir savaşı, bir savaş ise bir ülkeyi kurtarır.
Bir çivi bir nalı, bir nal bir atı, bir at bir komutanı, bir komutan bir savaşı, bir savaş ise bir ülkeyi kurtarır.
İşte tam da bu yüzden at izinin it izine karışması tehlikelidir. Sizi o kaostan kurtaracak, savaşı kazanacak komutanın atının izi hangisi; toplum olarak artık onu bulmak ve o ize sahip çıkmak zorundayız.


Yorumlar
Yorum Gönder