Toplumsal Akıl, Yeni Jeopolitik Denklem ve "Terörsüz Türkiye" Yasası

Toplumsal Akıl, Yeni Jeopolitik Denklem ve "Terörsüz Türkiye" Yasası

Kamuoyunun uzun süredir yakından takip ettiği, terör örgütü PKK’nın silah bırakmasını ve kendini feshetmesini öngören çerçeve yasa tasarısı, 12 madde halinde Meclis’ten geçerek yasalaştı. Sürecin hukuken tamamlanması için yasanın Cumhurbaşkanı tarafından onaylanıp Resmi Gazete’de yayımlanması gerekiyor. Ancak bu yasanın temel maddelerinin hayata geçebilmesi için kritik bir aşama daha var: Milli Güvenlik Kurulu (MGK) kararı. Söz konusu MGK toplantısında alınacak kararlar imza altına alındığı anda, yasada geçen hükümlerin fiilen uygulanmasına başlanacak.
Bu teknik sürece geçmeden önce, toplumsal vicdanı yaralayan önemli bir hususa değinmek gerekiyor. Geçtiğimiz günlerde gazilerimizin Meclis’e doğru gerçekleştirmek istediği yürüyüşün engellenmesi ve bu esnada polis barikatındaki bir memurumuzun gözyaşları, sosyal medyada haklı bir yankı buldu. Vatanı için canını ortaya koymuş, fedakarlık yapmış insanlara, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na uygun ve belirlenmiş güzergahlarda yürüyüş hakkının tanınması, hukuki koşullar sağlanarak bu iznin verilmesi demokratik ve ahlaki bir gerekliliktir.
Toplumsal Refleksler ve "Aklın Uykusu"
Coğrafyamızda yaşanan sıcak gelişmeler göz önüne alındığında, toplumsal sinir uçlarının bu derece hassas olmasının görünmeyen faydaları vardır. Vatanın bölünmez bütünlüğü konusundaki bu toplumsal duyarlılığın diri kalması, Türkiye’nin jeopolitik konumu gereği en büyük kazançlarından biridir. Bu hassasiyet, ülkemizin köklü ve yapısal değişiklikler karşısında göstereceği toplumsal reflekse dair endişe duyduğumuz anlarda, güçlü bir uyarıcı mekanizma işlevi görmektedir.
İspanyol ressam Francisco Goya’nın ünlü Kaprisler gravür serisinin 43. maddesinde yer alan "Aklın uykusu canavarlar yaratır" (El sueño de la razón produce monstruos) ifadesi, bugün bizim için çok mühim felsefi ve toplumsal uyarılar barındırır. Toplumsal akıl, bireysel akılların ortak doğrularda mutabakata varmasıyla inşa edilir. Ahlaki değerler, bir arada yaşama kuralları ve hatta yasalar bile bu kolektif aklın ürünüdür. Eğer toplumsal akıl bir hastalık sarmalına girerse ya da dışarıdan fonlanan sosyal medya ve basın aracılığıyla derin bir uykuya yatırılırsa, bireysel uyanışlar engellenir. Düşünen akılların sesinin kısılması ise bu tehlikeli uyku halini daha da uzatır.
James Surowiecki'nin bilimsel çalışmalara dayanan Kitlelerin Bilgeliği isimli eserinde de belirtildiği gibi; ortak kararlarda sağlanan toplumsal uzlaşı, devleti yönetenlerin tek taraflı öngörülerinden çok daha olumlu ve kalıcı sonuçlar doğurur. Buradan çıkarılacak temel ders şudur: Toplumun uyması için bir yasa çıkarabilirsiniz; ancak çıkardığınız yasanın toplumsal bir karşılığı ve meşruiyeti yoksa, o yasanın işlevsel olması ve uygulanabilmesi mümkün değildir.
Sahadaki Gerçeklik ve Küresel Güçlerin Yeni Stratejisi
"Terörsüz Türkiye" kavramının toplumsal karşılığından ziyade, böyle bir yasanın çıkarılma ihtiyacının arkasındaki küresel nedenlere dikkatli bakmamız gerekir. Bilindiği üzere PKK, uzun zamandır alınan askeri ve toplumsal önlemler neticesinde Türkiye sınırları içinden çekilmiş durumdadır ve ülke topraklarında faaliyet yürütebilecek bir alanı kalmamıştır. Örgüt, uluslararası güçlerin elinde "kullanışlı bir aparat" olma statüsünden sıyrılarak, Suriye’nin doğusunda adeta askeri ve idari bir kimliğe bürünmüştür. Tehdit bu denli resmileşmiş ve kabuk değiştirmişken, içeride bu yasayı sadece iç siyaset dinamikleriyle okumak eksik bir yaklaşım olacaktır.
Suriye’nin doğusundaki iç güvenlik ve idari yapının fiili bir özerkliğe dönüşmesi, Türkiye’nin asla kabul edemeyeceği bir senaryodur. Ancak bölgedeki son askeri operasyonlar göstermiştir ki, sahada etkinliğini yitiren Suriye ordusunun ciddi bir yapısal reforma ihtiyacı vardır ve bu durum devletimiz tarafından dikkatle izlenmektedir.
Peki, küresel sistem ne hedefliyor? Orta Koridor’a yapılan ve bundan sonra yapılacak olan devasa lojistik yatırımların güvenliğinin tesisi, bölgede sürdürülebilir bir huzur ortamının varlığına bağlıdır. ABD, bu kritik bölgede ticaret yollarını güvence altına almak istemekte ve artık sıcak bir çatışma arzulamamaktadır. Bu sebeple elindeki gayriresmi aktörleri, resmi bir statüye taşıma gayretindedir. Bölgedeki en güçlü askeri müttefiki olan Türkiye ile yıllarca beslediği bu gayriresmi yapıyı, bir şekilde anayasal bir zeminde barıştırarak resmileştirmeyi amaçlamaktadır. Yani bu yasanın arka planındaki asıl itici güç, bölgedeki ticari rotalarda ve petrol yollarında artık silah seslerinin duyulmasının istenmemesidir. ABD’nin yeni stratejisi; hem bölgesel hem de ulusal güçlerin bir çatışmasızlık sürecine girmesini ve yer altı kaynaklarının Akdeniz üzerinden uluslararası ticarete kesintisiz aktarılmasını hedeflemektedir.
Şeffaf İletişim ve Toplumsal Değerlerin Analizi
Böylesi kritik bir dönemde halkı doğru bilgilendirmek şarttır. Gizli ve stratejik hamleler, toplumun anlayacağı berrak bir lisanla anlatılmalıdır. Doğru ile yanlış gerekli izahlarla netleştirilmezse, zamanla yer değiştirebilir ve ulusal çıkarlarımızın önüne kronik birer problem olarak çıkabilir. Bu sebeple, yasalaşan bu sürecin toplumsal hassasiyetleri gözetilerek; şehit ve gazi yakınlarına sadece maddi iyileştirmeler (zamlar) yaparak değil, yasanın bölgesel gereklilikleri doğru bir dille aktarılarak meşrulaştırılması gerekir.
Bölgedeki yeni ticaret yollarının kazanımları ve ülkemizin elde edeceği uzun vadeli menfaatler düzgün bir dille anlatıldığında, büyük ölçüde sekülerleşen ve rasyonel bakan modern toplumun buna itiraz etmeyeceği aşikardır. Sürecin topluma doğru aktarılmasının, şüphesiz siyasi sonuçları da olumlu yönde etkileyecektir. Dolayısıyla yasanın arkasındaki büyük resmi görmek, toplumun değer algılarını iyi analiz etmek ve gerekli bilgilendirme çalışmalarını ivedilikle vatandaşa sunmak hayati bir sorumluluktur.
Görünmeyen Tehlike: Paralel Yapılanmalar ve Toplum Mühendisliği
Son olarak, devletin tehdit algıladığı diğer yapılar karşısında gösterdiği refleks de toplumsal hassasiyetlerin odağındadır. Özellikle FETÖ ve benzeri mahrem yapılanmalara karşı yürütülen mücadele, aradan geçen on yıla rağmen tehdidin ne denli canlı ve büyük olduğunu net bir şekilde ortaya koymaktadır.
Bu süreçte azami dikkat gösterilmesi gereken nokta; bu sinsi yapılanmanın, "Terörsüz Türkiye" yasa tasarısının yarattığı iklimden faydalanmak adına yürüttüğü siyasi ve toplumsal mühendislik çabalarıdır. Bu ülkenin evlatlarını çalan, gelecek nesillerini sakat bırakan bu "Haşhaşi" aklının hala varlığını korumaya ve sızmaya çalışması büyük bir hezeyandır. Bu yapıların tamamen temizlenmesi konusunda yürütülen tüm çalışmaların kesintisiz desteklenmesi; hem siyasi irade hem de sivil toplum kuruluşları (STK) nezdinde tavizsiz bir duruşu ifade etmelidir. Türkiye, geleceğini inşa ederken hem dışarıdaki jeopolitik tuzaklara hem de içerideki sinsi yapılanmalara karşı aklını ve hafızasını her daim uyanık tutmak zorundadır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Geleceğin Kodu: Küresel Reset, Ulus Devletlerin Sonu ve Büyük Uyanış

MUHAFAZAKAR DEMOKRAT MI? SEKÜLERİZM Mİ?

DİJİTALİPEK YOLU: TÜRKİYE