NATO ÖNCESİ VE SONRASI; YA KÜRESEL OYUNCU YA VEKİL GÜÇ.

Yeni Jeopolitik Denklem: NATO Kararları, Suriye Sahası ve Türkiye’nin Tercihi

Ankara’da düzenlenen 36. NATO ve Devlet Başkanları Zirvesinin  sona ermesiyle birlikte, önümüzdeki sürecin küresel yol haritası da netleşmiş oldu. Zirvenin en dikkat çekici çıktılarından biri, ABD’nin artık NATO’daki mali yükü tek başına sırtlamayacağını ilan etmesi oldu. Washington; Ukrayna’daki savaşın finansal desteğini Kanada, İngiltere ve Avrupa ülkelerine yükleyerek bu ülkelerin 2027 yılında da aynı miktar ve oranlarda (70 milyar dolar) katkı yapmasını garanti altına aldı.

Dijital Savaş Bulutu ve Yeni Fonlar

Bildirgenin detaylarına bakıldığında, Kuzey Atlantik dijital altyapısı (savaş bulutu), veri merkezleri ve yapay zeka yatırımlarının oluşturulması yönünde alınan karar büyük bir önem taşıyor. NATO’ya yeni katılan ülkelere de bu teknolojik yatırımların yapılabilmesi için finans ve fon desteği sağlama görevi yüklenmiş durumda. Savunma sanayisi ile iş birliğinin artırılması maddesi ve diğer başlıklar birlikte okunduğunda karşımıza net bir tablo çıkıyor: ABD, tüm enerjisiyle hem Avrupa hem de Orta Doğu üzerinde gerçekleşen ticari ve ekonomik faaliyetlerin bir an önce başlaması için gereken tüm düğmelere basmış durumda.

Türkiye: Yeni Diplomatik ve Operasyonel Merkez

ABD ve İtalya arasında üslerin kullanımı konusunda yaşanan anlaşmazlıklar sonucunda, NATO’nun yeni hareket alanının Türkiye olması artık kaçınılmaz bir hal almıştır. Bu askeri ve lojistik kabiliyet, bundan sonra Türkiye üzerinden ve tamamen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde organize edilecek bir diplomasiye devredilecektir.
Aslında bu zirvede Türkiye açısından en çok dikkat edilmesi gereken gelişme, Suriye’nin 47 yıl sonra terörü destekleyen ülkeler listesinden çıkarılmasıdır. Bu hamle, Büyükelçi Tom Barack’ın bir başarısı ve geleceğin bölge politikaları açısından kritik bir anlaşmadır. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un toplantıya doğrudan Suriye’den gelerek katılması da bu bölgedeki ekonomik pastanın ne kadar büyük olduğunu ve orada hiçbir boşluk bırakılmaması gerektiğini göstermesi açısından manidardır.
Suriye Devlet Başkanı Esad (Şara), her ne kadar Türkiye iç siyasetinde sempatik bir figür gibi pazarlanmaya çalışılsa da aldığı gümrük kararları ve diğer uygulamalarıyla çok güven veren bir idareci değildir. Kendisi adeta talimatla çalışan bir memur görüntüsü verdiğinden, İsrail ile her an beklenmedik yakınlıklar kurabilir. Bu durum, Suriye denkleminde sahanın artık NATO devletlerine açıldığının açık bir ifadesidir. Dolayısıyla, Türkiye’ye biçilen bölgedeki "ağabeylik" rolünün artık sözden icraate geçmesi gerektiği anlaşılmaktadır. Önümüzdeki günlerde İsrail ve Suriye arasında yapılacak anlaşmaların, Türkiye tarafından ortak menfaatler gözetilerek 3’lü bir mekanizmayla gündeme getirilmesi beklenebilir. Bu jeopolitik durumun ana ekseni ise İran’ın; Lübnan, Suriye ve Irak denklemindeki askeri varlığının sona erdirilmesi üzerine kurulacaktır. Hürmüz Boğazı desteği, NATO tarafından alınan madde kararı ile bağlayıcı hale getirilmiştir ve tüm müttefik ülkeler bu karara uygun politikalar geliştirmek zorundadır. Buradaki dayanak noktası artık ABD’nin tek başına aldığı kararlar değil; bölgesel menfaatlerin, yaptırımların ve aynı zamanda risklerin paylaşılmasıdır. Bu doğrultuda, mevcut İsrail-Türkiye gerginliği Suriye sahasında bir ortaklığa bile dönüşebilir.                           

 "Suriye denkleminde sahasının artık NATO devletlerine açılması, Türkiye’ye biçilen 'ağabeylik' rolünün artık sözden icraate geçmesi demektir."


Savunma Sanayiinde Kırılma Noktası: CAATSA Kalkıyor, Motor Krizi Çözülüyor

Ankara'daki NATO Zirvesi, savunma sanayisi başlığında uzun süredir tıkanan dosyaların netleştiği tarihi bir kırılma noktasına sahne oldu. ABD Başkanı Donald Trump, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Beştepe'de gerçekleştirdiği ikili görüşmede Türkiye’ye yönelik CAATSA yaptırımlarının tamamen kaldırılacağını ilan etti. Trump'ın "Dostlarımıza yaptırım uygulamak istemiyoruz" açıklaması, uzun süredir Türk savunma ekosistemini baskılayan ambargo duvarlarını resmen yıktı.
Bu tarihi esikle birlikte, müttefiklik hukukunu zedeleyen kısıtlamaların yerini iş birliği aldı. Milli Muharip Uçak projemiz KAAN için üretilen F110 motorlarının tedarik süreci onaylanırken, askıda bekleyen F-35 programı ve üretilen 5 uçağın teslimatı konusunda da süreç netlik kazandı. ABD tarafının bu adımlarına paralel olarak Türkiye, içeride de stratejik bir konsolidasyon hamlesi yaptı. Assan’ın Roketsan bünyesine katılmasıyla kritik bir üretim altyapısı daha millileştirildi. Savunma sanayisindeki dev şirketlerin devlet eliyle daha stratejik seviyelere taşınması önemli bir adımdır. Her ne kadar bu hamlelerin arkasında "BlackRock’ın Aselsan ve Roketsan’ı satın alacağı" yönündeki iddialar gibi farklı niyetler konuşulsa da Türkiye’de bu süreçlerin toplum tarafından çok yakından takip edildiği bir gerçektir.

Sermaye Piyasaları ve Borsa İstanbul

Önümüzdeki yol haritası netleştiğine göre, yeni dönemin ekonomik hassasiyet noktası; savunma, yazılım ve veri merkezleri üzerinden şekillenecek bir jeopolitik liderlik göreviyle birlikte ilerleyecektir. Küresel sermayenin uzun süredir devam eden el değiştirme sürecine tanıklık ediyorduk; şimdi ise Borsa İstanbul üzerinden sermayenin ülkeye girmesi ve buradan şirketlerin satın alınması dönemine geçilecektir. Nitekim bu konuda MSCI’dan sonra S&P DJI da Türkiye’yi uyaran bir mesaj yayınladı. Bu açıklama, borsanın uluslararası yatırıma olan ilgisini kısa vadede aşağı çekebilecek bir hamle olsa da tamamen serbest piyasa ekonomisi kuralları üzerinden okunmalıdır. Malın değerini düşürmek gerekir ki, alırken kazanasınız.

Vatandaşın Tercihi: Küreselleşme mi, Milli Çizgi mi?

Bence bu süreçte en dikkat çekici konu, iç siyasetin nasıl belirleneceğinden ziyade, vatandaşların ve seçmenlerin ülkedeki mevcut siyasetin uluslararası şartlara göre şekillenmesini kabul edip etmeyeceğidir. Süreç, toplumsal bir rıza mekanizmasına evrilmektedir. Küreselleşecek miyiz, yoksa milli bir çizgide mi kalacağız? Dış politikada aktif bir rol izleyip dengede kalmayı başarabilecek miyiz? Bu durumlarda yapılan tercihlerin vatandaşa açıkça anlatılması ve rızasının alınması gerekli midir?
Herkes bir karar verecek ve durduğu yeri sorgulayacaktır. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Yunan gazeteciye verdiği, "Bunlar ne Yunan vatandaşlarını ne de bizim vatandaşlarımızı meşgul etmesin" cevabı, vatandaşın önündeki bu büyük sorular açısından oldukça manidardır. Sonuçta; herkes anladığı kadar vardır.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Geleceğin Kodu: Küresel Reset, Ulus Devletlerin Sonu ve Büyük Uyanış

MUHAFAZAKAR DEMOKRAT MI? SEKÜLERİZM Mİ?

DİJİTALİPEK YOLU: TÜRKİYE