CHP’nin "Mutlak Butlan" Kırılması ve "Milli Mutabakat" Mühendisliği

Küresel Jeopolitik Kıskacında Türk Siyasetinin Yeniden Dizaynı

CHP’nin "Mutlak Butlan" Kırılması ve "Milli Mutabakat" Mühendisliği

Siyasetin Görünen Yüzü ve Görünmeyen Denklemi

Türk siyaseti, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi’nin CHP’nin 38. Olağan Kurultayı hakkında verdiği "mutlak butlan" kararıyla sarsılırken, kamuoyu tartışmaları çoğunlukla parti içi koltuk kavgaları ve delege aritmetiği üzerine sıkışmış durumdadır. Oysa yaşanan bu kurumsal sarsıntı ve ardından gelen iç çekişmeler, sadece yerel bir parti içi muhalefet dinamiğiyle açıklanamayacak kadar derin makro-stratejik hedeflere işaret etmektedir. Türkiye’de uzun zamandır yürütülen toplumsal sınıf ve siyaset dizaynında, küresel aktörlerin (özellikle ABD ve Tom Barrack gibi arka plan figürlerinin) rolü dikkatle incelendiğinde, CHP’deki bu depremin aslında yeni küresel ve bölgesel bir denklemin parçası olduğu görülmektedir.

NATO’nun Yeni Konsepti ve "İleri Karakol"dan "Merkez Üs"se Geçiş

Yaşanan bu siyasi dalgalanmanın zamanlaması tesadüfi değildir. Ankara'da gerçekleşen NATO Zirvesi öncesinde, İttifak’ın küresel güvenlik mimarisi kökten bir değişim geçirmektedir. Yeni NATO konseptinde Türkiye’nin pozisyonu, sadece sınır hatlarını koruyan bir "ileri karakol" statüsünden, bölgesel operasyonların, energy hatlarının ve savunma stratejilerinin belirlendiği bir "NATO Merkez Üssü" modeline evrilmektedir.

Bu devasa askeri ve lojistik geçiş süreci, NATO ve küresel müttefikleri açısından arkasında güçlü, istikrarlı ve hızlı karar alabilen bir iç halk desteğine sahip siyasi iradeyi zorunlu kılmaktadır. Siyaset mühendisliğinin asıl devreye girdiği nokta burasıdır: Blok halinde %30-35 bandında taban desteğini koruyan mevcut iktidarın, bu kritik jeopolitik geçiş sürecinde gücünü devretmesi küresel sistem tarafından bir risk olarak görülmektedir. Bu riskin bertaraf edilmesi ise muhalefetin blok yapısının parçalanmasından geçmektedir.

Böl ve Yönet Stratejisi: MHP ve DEM’den Sonra Sıra CHP’de

Geçmiş dönemde Milliyetçi Hareket Partisi’ni (MHP) kendi içinde farklı yapılara bölerek milliyetçi bloktaki tekil gücü dağıtan akıl, bugün benzer bir operasyonu DEM Parti ve Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) üzerinde uygulamaktadır.

Bu stratejinin temel nedeni, blok olarak mevcut iktidarı tehdit edebilecek tek kitlesel oy potansiyelinin CHP’de konsolide olmuş olmasıdır. Parçalanmış, küçülmüş ve enerjisini iç kavgalara harcayan bir siyasi yapılanma karşısında, AK Parti’nin %30-35'lik kemik oyuyla iktidarını sürdürmesi ve küresel taahhütleri yerine getirmesi garanti altına alınmış olacaktır.

Ancak buradaki asıl amaç muhalefeti tamamen yok etmek değil, onu dönüştürmektir. Hedeflenen model; CHP’nin içinden çıkacak yeni bir yapının, "söz konusu vatansa gerisi teferruattır" ilkesi ve devletçilik-ulusçulukşemsiyesi altında, ülkenin menfaatleri doğrultusunda iktidarla hizalanabilecek bir **"Milli Mutabakat Konsepti"**ne dönüştürülmesidir. Bu homojen yeni yapı, hem Meclis aritmetiğinde hem de hükümet nezdinde küresel sistemin entegrasyonuna (örneğin "terörsüz Türkiye" mottosuyla yapılacak hızlı bir Anayasa değişikliğine) destek verecek bir profil olarak kurgulanmaktadır.

Rasyonel Çizginin Yaratacağı "Kararsız Seçmen" İvmesi

Tam da bu noktada, merkeze yerleşecek olan bu yeni yapılanmanın, CHP’nin tarihsel bagajlarından, kronikleşmiş söylem krizlerinden ve yapısal açmazlarından sıyrılması siyasete daha rasyonel bir çizgi kazandırabilir. Türkiye’de seçmen kitlesinin en büyük yorgunluğu pratik hayata dokunmayan ideolojik kavgalardır.

Yeni yapının yüzünü doğrudan ekonomik dengesizlik, alım gücü erimesi ve adalet mekanizmasındaki toplumsal rahatsızlıklara dönmesi, mevcut kutuplaşmalardan sıkışmış ve sandıktan uzaklaşmış olan devasa "kararsız seçmen" bloku üzerinde beklenmeyen güçlü bir ivme yaratma potansiyeline sahiptir. Ancak bu rasyonel çizginin başarıya ulaşmasındaki en büyük güç, oluşturulacak yeni vitrin ile topluma sunulacak yeni söylemlerin tam bir örtüşme ve inandırıcılık bütünlüğü sağlamasından geçmektedir. Vitrin, söylenen rasyonel sözün canlı kanıtı olmak zorundadır.

 Vesayet Algısı ve Finansal Kıskaç

Bu rasyonel ivme potansiyeline rağmen, planın önündeki en kritik dönemeçlerden biri Özgür Özel’in yarın (Cuma) tüm programlarını iptal ederek gerçekleştireceği Silivri görüşmesidir. Kamuoyunda Özgür Özel’in yeni bir parti kurmasının kaçınılmaz olduğu konuşulsa da, bu süreçte asıl belirleyici olan Özel’in ne diyeceği değil, hamisi konumundaki Ekrem İmamoğlu’nun ne söyleyeceğidir.

Bu durum, kurulacak olası yeni hareket için iki ölümcül yapısal sorunu beraberinde getirmektedir:


  • Vesayet Algısı ve Liderlik Erozyonu: Sürekli olarak Ekrem İmamoğlu tarafından denetlendiğini, yönlendirildiğini hisseden ya da toplumda bu algıyı kıramayan bir siyasi liderin kitlesel başarı yakalaması imkansızdır. Toplum, "emanetçi lider" algısını bir süre sonra cezalandırır ve gerileme kaçınılmaz olur.
  • Ekonomik Bağımlılık ve Pragmatik Sekülerizm: Mutlak butlan kararıyla parti bütçesi elinden alınan bir hareketin siyaset yapabilmesi için İmamoğlu’nun finansal desteğine muhtaç olması, yapının ömrünü ve bağımsızlığını her zaman tartışmaya açık kılacaktır. Ekonomik gücün olmadığı yerde, eğer köklü bir ideolojik doktrin yoksa siyaset yaşayamaz. Yeni kurulacak partinin tabanı ise ideolojik bir dervişlikten ziyade, "pragmatik bir seküler birliktelik" üzerine kuruludur. İdeolojiden yoksun pragmatik yapılarda siyaset bir ideal için değil; tıpkı bugün AK Parti çeperinde görüldüğü gibi, ancak ekonomik fayda ve paranın akış şekline göre pozisyon alma güdüsüyle bir arada durabilir.

Kötü Bagajlar ve Sağ Blok İle İmtihan

Ekrem İmamoğlu hamiliğinde ve Özgür Özel liderliğinde kurulması muhtemel bu yeni siyasi partinin en büyük iddiası, merkeze yakın sağ seçmenle de diyalog kurabilecek, daha homojen ve geniş tabanlı bir kadro inşa etmektir. Nitekim bugün bile partide "dışarıdan gelenler" veya "sağ blok kökenliler" sınıfında duran birçok milletvekili ve kanaat önderi bulunmaktadır.

Ancak bu yeni yapının önündeki en büyük takoz, mevcut yönetimin rövanşist yaklaşımlara olan eğilimi ve kurucu aktörlerin sırtındaki **"kötü bagajlar"**dır (A.M. ve Veli Ağbaba ekolü gibi klikler).


  • Özgür Özel, eğer bu tasfiye ve yenilenme sürecinde geçmişin yıpranmış bagajlarından ve revizyonist kadrolarından radikal bir şekilde kurtulamazsa, partiyi resmen kurmadan çok daha büyük bir iç savaşın ortasında kalacaktır.
  • Partiyi kurduktan sonra asli unsur olmak isteyecek olan sağ/merkez kökenli yeni aktörlerin talepleri, Özel’i eski yol arkadaşları ile yeni müttefikleri arasında çok zor bir tercihe zorlayacaktır. Siyasi tarih göstermiştir ki, bu tür geçiş dönemlerinde geçmişin kamburlarından (kötü bagajlarından) hızla sıyrılabilen hareketler başarıya ulaşırken, eski dengeleri idare etmeye çalışanlar erkenden tasfiye olmuştur.

Erdoğan’ın Arkasında Hizalanma Riski

Tüm bu rasyonel arayışların, vitrin yeniliklerinin ve toplumsal adalet vurgularının dönüp dolaşıp varacağı nihai nokta, önümüzdeki günlerde Türk siyasetinin AK Parti ve Recep Tayyip Erdoğan’ın arkasında hizalanacak bir konuma gelmesi riskidir.

Eğer yeni parti, devletçilik ve ulusçuluk kavramlarının şemsiyesi altında, küresel sistemin ve dış politikanın dayattığı zorunluluklara entegre olursa; iktidarın "Milli Güvenlik", "Yeni NATO Konsepti" ve "Terörsüz Türkiye" mottolarıyla getireceği hamlelerin karşısında duramayacaktır. "Yapıcı muhalefet" kisvesi altında geliştirilen bu yeni profil, muhalif seçmen gözünde "iktidarı devirme" iddiasını tamamen kaybederek, sistemin önünü açan bir milli mutabakat aparatına dönüşebilir.

 Sonbaharda Hızlı Viraj

Temmuz ayında Meclis’in kapanması, emekli maaşları ve acil ekonomik başlıkların hızla karara bağlanmasının ardından Türkiye, önümüzdeki iki ay boyunca çok kritik siyasi gelişmelere gebe bir sürece girecektir.

Ekim ayından itibaren ise planlanan bu "Milli Mutabakat" zemininde, Meclis aritmetiğinin el verdiği ölçüde hızlı anayasa değişikliği paketlerinin gündeme getirilmesi ve bu mutabakatın kabinede yapılacak köklü revizyonlarla somut hale getirilmesi beklenmektedir. CHP’nin bölünmesiyle ortaya çıkacak homojen yeni yapı, farkında olarak ya da olmayarak, küresel sistemin Türkiye’ye biçtiği yeni "NATO Merkez Üssü" rolünün iç siyasi istikrar bacağını tahkim etmek üzere kullanılacaktır. Bu tehlikeli ve kaygan zeminde Özgür Özel’in finansal bağımlılıklar, vesayet algısı ve rövanşist bagajlar arasında yapacağı tercihler, sadece kendisinin değil, önümüzdeki on yılın Türk siyasi haritasını belirleyecektir.

Bu dönemin kazananı da olacaktır siyasi olarak herkesin konuştuğu Sayın Cumhurbaşkanımız’dan sonra kimin lider olacağı konusu olsa da yeni iktidar AK PARTİ’nin içinden çıkacaktır. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Geleceğin Kodu: Küresel Reset, Ulus Devletlerin Sonu ve Büyük Uyanış

MUHAFAZAKAR DEMOKRAT MI? SEKÜLERİZM Mİ?

DİJİTALİPEK YOLU: TÜRKİYE