BİR ZAMANLAR BİZDE NE MİLLETMİŞİZ/ GELMİŞİZ DÜNYAYA MİLLET NEDİR ÖĞRETMİŞİZ.
İsimlerin Ötesinde Bir Ruh, İstiklal ve İdeal Arayışı…
"Bir zamanlar biz de ne milletmişiz / Gelmişiz dünyaya millet nedir öğretmişiz!"
İstiklal Şairimiz Mehmet Âkif Ersoy, yüzyılın başındaki o büyük fırtınanın ortasında, adeta bir feryat gibi yükselen bu dizeleri kağıda döktüğünde, sadece geçmişe duyulan melankolik bir özlemi haykırmıyordu. O, bir arada kalmanın, ortak bir kaderi paylaşmanın ve sömürgeci dalgaya karşı etle kemik gibi kenetlenmenin kodlarını hatırlatıyordu.
Bugün gelinen noktada ise meydanlarda, billboardlarda ve siyasi arenalarda bambaşka bir tartışmanın içindeyiz. "Türk milleti" mi, "Türkiye" mi, "Türkiye milleti" mi? Kavramlar yer değiştiriyor, reklam kampanyalarıyla toplum mühendisliği projeleri yürütülüyor. Kapsayıcılık adına "Türk" ifadesini esnetip coğrafi bir terim olan "Türkiye"yi ikame etmeye çalışmak, meseleyi sosyolojik derinliğinden koparıp kelimelerin sözlük anlamlarına indirgeme riskini taşıyor.
Peki, milleti sadece harflerden ve coğrafi sınırlardan ibaret bir terminolojiyesıkıştırmak ne kadar doğru? Bu sorunun cevabı, tarihimizin ve fikir dünyamızın iki büyük sütununda gizlidir: İstiklal Marşı'nın ahlaki manifestosunda ve Aydın Menderes'in entelektüel devlet vizyonunda.
İstiklal Marşı’ndaki "Millet" Tanımı: Hak ve Hakikat Bağı
"Korkma!" nidasıyla başlayan o muazzam manifestonun en kritik dönüm noktası, şu ölümsüz mısralardır:
"Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet;
Hakkıdır, Hakk’a tapan, milletimin istiklal!"
Âkif, burada bahsettiği "millet" kavramını herhangi bir etnik kökene, ırksal üstünlüğe ya da sadece idari-coğrafi bir sınıra indirgemez. Şairin buradaki tespiti çok daha derindir: Millet olmanın ilk şartı, güce veya sömürgeci odaklara değil, mutlak adalete, hukuka ve hakikate (Hakk'a) boyun eğmektir.Adalete inanmayan, hukuku üstün tutmayan bir topluluk, billboardlarda adı ne kadar büyük yazılırsa yazılsın, gerçek anlamda "bağımsız bir millet" olamaz.
Aydın Menderes’in Ufku: Kafkaslar'dan Anadolu'ya Uzanan O "At Başı"
İşte Âkif’in bu inançsal ve ahlaki temelini, modern siyaset felsefesinde en iyi taçlandıran isimlerden biri de Aydın Menderes olmuştur. Menderes, makalelerinde ve köşe yazılarında "Türk milleti" kavramını dar etnik kalıpların dışına çıkararak muazzam bir bütünsel idealizm olarak tasvir eder.
Onun düşünce dünyasında bu aziz millet; Kafkaslar’dan, Balkanlar’dan, Orta Asya’dan dalga dalga gelip Anadolu topraklarında birleşen, adeta tarih sahnesinde ileriye doğru atılan devasa bir at başıdır.
Dörtnala gelip Uzak Asya’dan / Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan bu memleket bizim"
Nazım Hikmet.
Menderes’e göre bu topraklarda yaşayan herkesi bir arada tutan şey kan bağı değil; asırlardır süregelen bu büyük yürüyüşün yarattığı kader ortaklığıdır. O yüzden bu birliktelik, etnik kökenlerin çok ötesinde, ortak bir idealizmin hüküm sürdüğü bir ulus devlettir. Ve bu iradenin kurduğu, koruduğu, canı pahasına yaşattığı o egemen yapının adı da coğrafi bir soyutlama değil, net bir şekilde Türk Devleti’dir. Devletin adındaki "Türk" ibaresi bir ırkı değil; bu coğrafyayı vatan yapan, adaleti ve hürriyeti ülkü edinen o büyük sosyolojik çatıyı temsil eder.
Bugünün Terminolojisi ve millet kavramının İçeriğinin Boşalması
Bugün billboardlarda "milletin adını Türkiye" olarak revize eden o toplum mühendisliği projeleri, güya kapsayıcılık üretmeye çalışırken aslında Aydın Menderes’in ve Âkif’in işaret ettiği o muazzam derinliği ıskalamaktadır. Sosyolojiyi ve tarihi göz ardı eden bu dilsel yapaylık, arkasında büyük bir "içeriksizlik" riski barındırır.
Siz bir topluluğun adını ne koyarsanız koyun; eğer o adın altını Âkif'in işaret ettiği adaletle ve Menderes'in tasvir ettiği o cihanşümul tarihsel yürüyüşün idealiyle dolduramazsanız, elinizde kalan tek şey idari bir belgeden ibaret olur.
Terminolojiyi Ruhla Zenginleştirmek
Eğer bugün "millet" kavramını modern dünyada yeniden parlatacaksak, bunu kelime oyunlarıyla değil, kavramın özünü koruyarak yapmak zorundayız:
Adalet Eksenli Vatandaşlık:
Âkif’in "Hakk'a tapan" vurgusu, modern hukuk devletinde herkesin kendini eşit, güvende ve değerli hissettiği bir nizamla hayat bulur.
Tarihsel Hafıza ve İdealizm: Menderes'in hatırlattığı o "Kafkaslar'dan Anadolu'ya uzanan at başı" vizyonu, bize coğrafyanın sadece bir toprak parçası değil, bir ülkü olduğunu gösterir. Millet olmak, bu büyük yürüyüşün bugünkü sorumluluğunu üstlenmektir.
Ortak Bir Gelecek Ülküsü:
Kendisine "Türk Devleti" diyen bu yapı, bünyesindeki tüm zenginlikleri ortak bir gelecek vizyonunda, bilimde, sanatta ve adalette birleştirmekle mükelleftir.
Etiket Değil, Öz
Bugün özel günler veya siyasi dönüm noktaları üzerinden yapılmak istenen dilsel dönüşümler, yapay formüllerle sosyolojiyi dizayn etmeye çalışabilir. Ancak sosyoloji, laboratuvarda üretilen yapay kavramları her zaman reddeder.
"Biz ne milletmişiz" sorusunun cevabı, anayasa kitapçıklarındaki kelime oyunlarında veya billboard reklamlarında gizli değil; İstiklal Marşı’mızın ruhunda ve bu topraklara ruhunu üfleyen mütefekkirlerimizin vizyonunda saklıdır.
Dünyaya millet olmayı yeniden öğretmenin yolu, devletin ve milletin adını esnetmekten değil; Türk Devleti çatısı altında o ismin hak ettiği hukuku, adaleti ve hürriyeti yeniden şahlandırmaktan geçer.
Yorumlar
Yorum Gönder