TOPLUMSAL UZLAŞI VE GERÇEK YALANLAR.

Günümüz yaşanmışlıklarından yola çıkarsak her saati farklı yaşadığımız bir gündemi takip ve idrak etmemiz gerçekten zor. Bu nedenle olaylara bakış açılarımız da inanılmaz değişken ve karmaşık. Zira gündemin bazı maddeleri tüm hayatını ve fikirlerini inşa ettiği mecradan çok farklı yerlere savuruyor insanlarımızı. Toplumsal dağınıklık sanki 72 fırkaya bölünmüş gibi günümüzde. Bu o kadar büyük bir sosyolojik sorunu beraberinde getiriyor ki bu durumu analiz etmek için toplumdan ve gündemlerinden sıyrılıp bir duvarın üzerinde ya da bir ağaç altında derin düşünceler içerisinde dingin bir akla ihtiyaç duyuyoruz. Bugün dünyanın en hengameli coğrafyasında krizleri izlemek yerine,toplumsal uzlaşımızın merkezinde olması gereken milli değerlerin vatan sevgisine olan yoğunluğun ve değerlerimize sahip çıkmak noktasındaki farkındalığımıza dikkatimizi veremiyoruz. Bunun yerine salı ve çarşamba günleri grup toplantıları üzerinden haftalık gündeminizi oluşturacak 30’ar dk lık “propaganda “ yayınını bir 

Hafta tv kanallarında tartışarak geçiren ve bunları izleyerek beyninin düşünce merkezlerini kiraya vermemizi sağlayan ağır bir iletişim mobbingine maruz kalıyoruz. Konuşmak yerine artık kafa sallayan ve inandıklarının tersine söylemleri ayakta alkışlarken zihni ve bedeni refleksleri tamamen kontrol altına alınmış bireylerin çoğunluğu oluşturduğu görmekteyiz. Toplumsal uzlaşı bu durumda tamamen bir mizansen olarak karşımızda duruyor. Bu uzlaşma değil istikrar ve iktidar için kutuplaşmanın getirdiği gerçek bir ayrışma. Bu bir arada yaşamanın git gide imlamsızlaşacağı, tahamülsüzlüğün zirve yaptığı ve düzelmekten ziyade daha da dibe vuran bir topluma dönüştüğümüzü görüyoruz. Kuşaklar arası çatışma paradoksunun yerine artık 5 yıl ara ile birbiri ardına gelen yaş gruplarının farkındalıkları arasında toplum daha da bölünmüşlüğü yaşıyor. Siyaset bunu anlamaya ve çözmeye çalışmadığı gibi bu durumdan faydalanmaya ve hatta bunu normalleştirmeye yönelik her türlü operasyonu da destekliyor. Ahlaki çöküşü tanımlarken bugün izlediğimiz  görüntülerin dışında,15-20 yıl önce toplumsal değerlerimize siyaset gözetmeksizin yanlış olan olayları bugün tv ekranlarında meşrulaştırmak çabasına şahit olmak inanın kabul edilemez bir durum. Benim siyasi zeminde fikirlerini savunduğum partinin içerisinde bulunan HIRSIZ,AHLAKSIZ,YALANCI,DÜZENBAZ kim varsa yakasındaki aynı rozeti taşıyanlar tarafından korunmaya çalışılması başlı başına bir toplumsal çürümüşlüğün göstergesidir. Bu gayri ahlaki durumlarda bile bahsettiğimiz toplumsal uzlaşının olmamasının nedenini izah ederken zorlanıyoruz. İşte bu gelinen noktada karşımıza GERÇEK YALANLAR çıkıyor. Tiyatral bir sahne izler gibi mahkeme salonlarında hikayeler dinliyoruz. Bu hikayeleri dışarıdaki partililerine anlatan başka yüzler görüyoruz. Bürokratın zenginliği bize dokunmuyor, rüşveti meşrulaştırmaktan ötedeyiz artık zira bu normal olmuş. Bize anlatılanlar gerçek ama yalan ifadesindeki anlamsal çelişki aslında büyük bir travmanın başlangıç noktasıdır. Yapılan yanlışlıklar eğer güçlünün kontrolünde yapıldıysa hukuk işlemeyebilir kanaati, safını sağlam yerde tutanlara ekstra bir cesaret de vehmetmektedir. Bu çok korkutucudur, zira bu gücü kullanmaktan çekinmeyecek cahil bir bireyin vereceği zarar örnek teşkil edecek başka cehalet merkezlerinde daha büyük aksiyonlar için bir özgüvene dönüşecektir. Gerçek ile yalan artık iç içe girmiş olacak zira bunu ayıracak ne bir ADALET, ne bir HUKUK ne de bu kararı verecek ASALET sahibi hakimler vardır.


Ahlak bireyseldir, toplumsal Ahlak ölçüsü ise SİYASETTİR. İnsanların ahlaklı olması sayısal bir ölçü değildir ama ülkeyi yöneten siyasetçilerin ahlaklı olması toplumun ahlaki değerleri adına bir ölçüdür. Bugün toplumsal beklentilerimiz adaletli ve doğru işler yapan idareci, siyasetçi ve bürokrasi ise bireysel ahlak değerlerimizin düşük olmasındandır. “İnsanoğlu yitiğini arar” sözü aslında teşhis koymak adına mühim bir ölçüdür. Siz bugün adalet istiyorsanız bunu kaybettiniz demektir, siz bugün iyi ve dürüst siyaset adamları arıyorsanız bu değerlerde insanlar tarafından yönetilmiyorsunuz demektir, siz eğer gelir dağılımında adalet ve eşitlik arıyorsanız devletin meclisini de devletin kasasına da sahip değilsiniz demektir. Bunlar sizin değilse siz bu topraklarda bir VATAN dan ve o vatana sahip olmaktan bahsedemezsiniz. Egemenlik haklarını kaybettiğini düşünen bir toplumun neyi bulmaya gücü yeter ta ki tam bağımsız oluncaya kadar. 

Bu bağlamda toplumsal uzlaşı gerçekleşmeyecek, ülkedeki ahlaklı bireylerin sayısı sürekli azalacak ve siyaset hiç bir zaman toplumun özlediği değer yargılarına sahip olmayacak. Biz tekrar kendi iç muhasebemizi tamamlayıp Ahlaklı birey sayısını arttırıp toplumsal ahlaki ölçülerinde siyasetçileri vatanı devleti ve milleti için hizmet etmeyi önceliğine alan bireylerden oluşturup temsil ve kanun koyucuları liyakatli evlatlarınızdan oluşturduk o zaman gerçekler yalan olmaktan çıkar toplumsal uzlaşı kendiliğinden oluşur. Çözüm çok net. ÖNCE KENDİNİ DÜZELT.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MUHAFAZAKAR DEMOKRAT MI? SEKÜLERİZM Mİ?

DİJİTALİPEK YOLU: TÜRKİYE

HERŞEY BU TOPRAKLARDA DOĞDU VE DÜNYAYA BU TOPRAKLARDAN YAYILDI-2