HERŞEY BU TOPRAKLARDA DOĞDU VE DÜNYAYA BU TOPRAKLARDAN YAYILDI-2

ANADOLU’NUN KUTSAL MİRASI: PAGAN TAPINAĞINDAN CAMİYE UZANAN BİNLERCE YILLIK SEYİR

Coğrafya inançları, kültürleri ve imparatorlukları değiştirir ama bazı mekanların ruhunu asla değiştirmez. Anadolu topraklarında gezerken adım attığınız pek çok tarihi cami, aslında sadece birkaç yüzyıllık bir İslam eserinden ibaret değildir. O mekanların derinliklerine inildiğinde, altından önce bir Bizans kilisesi, onun da altından Roma veya Grek dünyasının çok tanrılı dönemine ait bir pagan tapınağı çıkar. Medeniyetler değişmiş, dinler başkalaşmış ama o mekanların "kutsallığı" binlerce yıl boyunca baki kalmıştır.

Peki, inançlar bu denli kökten değişirken, aynı mekanların ibadethane olarak kalmasının sırrı nedir?

Mekanın kutsallığı ve kesintisiz enerji noktaları

Dinler tarihi ve kültürel antropoloji, insanoğlunun bazı coğrafi noktaları (su kaynakları, dağ zirveleri, mağaralar veya astronomik konumlar nedeniyle) binlerce yıldır "huşu ve enerji noktası" olarak kabul ettiğini gösterir. Bir antik topluluk için kutsal olan yer, orayı fetheden veya orada yeni bir medeniyet kuran sonraki topluluk tarafından da kutsal kabul edilmiştir. Yeni gelen din, eski dinin mabedini yıkıp yok etmek yerine, onun üzerine kendi ibadet merkezini kurarak hem mekanın kutsallık hafızasından faydalanmış hem de toplumsal geçişi kolaylaştırmıştır.

Ankara’da iç içe geçen iki dünya: hacı bayram camii ve augustus tapınağı

Bu sürekliliğin en somut ve çarpıcı örneklerinden biri Ankara’nın kalbinde yer alır. Bugün her gün binlerce insanın ibadet ettiği Hacı Bayram Camii, milattan önce Frigya tanrıları Men ve Kybele adına yapılmış, sonradan Roma İmparatoru Augustus’a adanmış devasa bir pagan tapınağının tam bitişiğindedir. 15. yüzyılda inşa edilen caminin duvarları ile pagan tapınağının mermer blokları adeta iç içe geçmiştir. Cami cemaati namaz kılarken, hemen birkaç metre ötedeki duvarın arkasında 2000 yıl önce pagan rahiplerinin ayin yaptığını bilmek, Anadolu’nun inanç katmanlarını gözler önüne serer.

Roma tarihini tamamlayan anadolu mirası

Anadolu'nun tarihi köklerindeki bu zenginlik ve gelişmişlik, sadece yerel bir kültürel süreklilikten ibaret de değildir; dünya tarihinin eksik parçalarını tamamlayan evrensel bir arşiv niteliğindedir. Bunun en çarpıcı kanıtı, yine Ankara'daki Augustus Tapınağı'nın duvarlarında kazılı olan ve İlk Roma İmparatoru Augustus'un hayatı boyunca yaptığı icraatları anlatan dünyaca ünlü vasiyetnamedir.

Bugün İtalya'nın başkenti Roma'da, Tiber Nehri kıyısındaki ünlü müzede (Ara Pacis), tapınağın kalıntılarına bakan duvarda koca bir yazıt bir bütün olarak sergilenmektedir. Roma İmparatorluğu'nun kendi merkezinde zamanla yok olan bu muazzam tarihi metin; Ankara'daki tapınaktan, Isparta'dan ve Yalvaç'taki Pisidya Antiokheia antik kentinden getirilen yazıt parçalarının birleştirilmesiyle tamamlanabilmiştir. Roma, kendi kurucusunun tarihini ve imparatorluğun köklerini ancak Anadolu’dan giden bu yazıtlar sayesinde bütünsel olarak ayağa kaldırabilmiştir. Bu durum bile, Anadolu’nun antik dünyanın entelektüel ve tarihi hafızasını nasıl sırtlandığının en büyük göstergesidir.

Dünya inançlarının rotası: Anadolu

Bu sebeple Anadolu; insanlık tarihinin, mistik dönemlerin, köklü inançların ve ilahi metinlerin korunduğu, yaşandığı ve medeniyetler inşa edilen dünyanın en büyük açık hava müzesidir. Hristiyanlık ve öncesinde Yahudilik bu topraklarda doğmamış olabilir, ancak her iki din de dünyaya bu topraklardan yayılmıştır.

Bugün Hristiyanlığın yönetim merkezi Vatikan olarak bilinebilir; fakat Hristiyanlık inancının temellerini oluşturan İncil'deki 7 Kutsal Kilise'nin tamamı Anadolu topraklarındadır. Dahası, bugün tüm dünyadaki Hristiyanların okuduğu kutsal kitabın evrensel kuralları ve dogmaları, İznik Konsili’nde (Nikaia) kaleme alınan kutsal metinlerle şekillenmiştir. Anadolu, semavi dinlerin dünya sahnesine çıktığı ve form kazandığı asıl mutfaktır.

İnançlar değişebilir ama kültür kalıcıdır

Bu tarihsel süreçte en hayati gerçek şudur: Anadolu halklarının hepsi binlerce yıldır yerinde kalmıştır. Bu topraklarda insanlar göçüp gitmemiş; sadece inançlar değişmiş, dinler gelip geçmiştir. Halk ise kendi örfü, adeti, geleneği ve genetiği ile aynı coğrafyada yaşamaya devam etmiştir. Bugünün Müslüman topluluklarının dedeleri, birkaç nesil önce Hristiyan, pagan veya başka inançlarda yaşamış olabilirler.

Bu durum, bugünkü toplumun geçmiş mirasa yabancılaşmasını ya da onu reddetmesini gerektirmez. Aksine, bu topraklarda yükselmiş medeniyetlerin hepsi bizimdir; hepsinin kökünde, harcında ve genetiğinde biz varız. Bu toprakların Müslümanları da, diğer inanç sahipleri de geçmişlerinin köklerini bu ortak vatanda birleştirmişlerdir. İnançlar değişebilir ama kültür kalıcıdır.

Sonuç: mermer zemindeki binlerce yıllık hafıza

Anadolu toprağı, adeta üst üste yazılmış bir parşömen kağıdı gibidir; altındaki pagan yazısını tamamen silmeden üzerine Hristiyanlığı, onun da üzerine İslamiyeti yazmıştır. Bugün tarihi bir caminin halısına basıp ibadet ettiğinizde, aslında 3000 yıl önce bir pagan rahibinin ayakta durduğu mermer zeminin tam üzerinde duruyor olabilirsiniz.

Yönetim biçimleri, devletler ve resmi dinler zamanla değişir; ancak kültür ve mekanın hafızası kalıcıdır. Bu topraklara sahip çıkmak, sadece üzerindeki camilere değil, o camilerin altındaki pagan tapınaklarına, kiliselere ve bu medeniyeti var eden tüm kadim köklere aynı aidiyetle sarılmaktan geçer.Çünkü İNANÇLAR VE TOPLUMLAR DEĞİŞEBİLİR, AMA KÜLTÜR HER ZAMAN MİRAS KALIR.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MUHAFAZAKAR DEMOKRAT MI? SEKÜLERİZM Mİ?

DİJİTALİPEK YOLU: TÜRKİYE