SİYASETİN KAYIP PUSULASI
Siyasetin Kayıp Pusulası: Nitelik, Denetim ve Ahlakla Yeniden İnşa
Türkiye’de siyaset, uzunca bir süredir sadece sayılardan, barajlardan ve liderlerin iki dudağı arasından çıkan kararlardan ibaret bir alana sıkıştı. Demokrasiyi sadece sandığa indirgeyen bu anlayış, beraberinde nitelik kaybını ve ahlaki bir aşınmayı da getirdi. Oysa asıl mesele, sandıktan kimin çıktığı kadar, o çıkanın hangi yetkinlikle ve hangi mali sorumlulukla o koltuğa oturduğudur.
Liderin Gölgesinden Halkın İradesine
Demokratikleşmenin önündeki en somut engel, Siyasi Partiler Yasası’nın yarattığı "lider egemenliği" duvarıdır. Bugün bir milletvekili adayı, seçmenden önce genel merkezin rızasını gözetmek zorunda kalıyorsa, orada temsilden değil, sadece bir "vekalet bürokrasisinden" bahsedebiliriz. Siyaseti yeniden halka açmanın yolu, zorunlu ön seçimden geçer. Bir vekil, partisinin tabanından vize alarak yola çıkmalıdır ki; mecliste parmak kaldırırken genel başkanının gözüne değil, seçim bölgesindeki vatandaşın vicdanına baksın. Sadakat, kişilere değil, ilkelere ve halka olmalıdır.
Meclis Kürsüsünde Liyakat ve Rüşt
Siyaset bir kariyer basamağı değil, bir toplumsal hizmet sanatıdır. Bu sanatı icra edecek kişilerin belirli bir donanıma sahip olması, seçmene karşı asgari bir saygı duruşudur. Günümüz dünyasının karmaşık hukuk ve ekonomi denklemlerini çözmek sadece "iyi niyetle" mümkün değildir. Bu nedenle milletvekili adaylığı için en az ön lisans düzeyinde eğitim şartı, meclisin entelektüel kapasitesini korumak adına hayati bir eşiktir.
Buna ek olarak, 30 yaş sınırı da bir dışlama değil, bir "olgunluk" arayışıdır. Kendi hayatının sorumluluğunu almış, mesleki bir tecrübe edinmiş ve hayatın süzgecinden geçmiş bireyler; siyaseti bir macera olarak değil, bir ağır sorumluluk olarak göreceklerdir. Gençliğin enerjisi, ancak hayatın gerçekleriyle harmanlandığında kalıcı bir değişime dönüşür.
Denetlenmeyen Güç: Sayıştay ve Gensoru Gerekliliği
Ahlaklı bir siyasetin en büyük koruyucusu, şeffaflıktır. Denetlenmekten kaçan her yapı, zamanla kendi içinde çürümeye başlar. Bu denetimin iki sacayağı vardır: Siyasi denetim (Gensoru) ve mali denetim (Sayıştay).
Gensoru mekanizmasının eksikliği, bugün yürütmeyi meclisten kopuk bir noktaya taşımıştır. Ancak denetimin asıl "mali vicdanı" Sayıştay’dır. Sayıştay denetiminin yeniden tam yetkiyle ve etkili bir zemine oturtulması, sadece merkezi hükümet için değil, özellikle yerel yönetimler için bir can simididir.
Belediyelerin harcamaları, ihaleleri ve kaynak kullanımları üzerindeki Sayıştay denetimi zayıfladığında; yerel yönetimler liyakatten uzaklaşan, eş-dost kayırmacılığının ve kontrolsüz harcamaların odağı haline gelen yapılara dönüşür. Etkili bir Sayıştay denetimi, yerel yöneticinin "hesap verebilir" olduğunu hatırlatır; her kuruşun hesabının halka verileceği gerçeği, yereldeki yolsuzluk damarlarını keser.
Sonuç: Sözün Namusu, Siyasetin Onuru
Eğitim, yaş ve denetim... Tüm bunlar siyasetin teknik detayları gibi görünse de aslında tek bir amaca hizmet eder: Siyasi ahlakın tesisi. Eğer bir siyasetçi, seçildikten sonra mal varlığındaki değişimi açıklayamıyorsa veya belediye bütçesini Sayıştay’ın incelemesinden kaçırıyorsa, sahip olduğu yetki bir "hizmet aracı" değil, bir "tahakküm aracı" haline gelmiştir.
Türkiye’nin ihtiyacı olan şey; genel başkanların sadık askerleri değil, halkın eğitimli, tecrübeli ve her kuruşun hesabını Sayıştay önünde verebilecek onurlu temsilcileridir. Ancak o zaman siyaset kirlenmişlikten kurtulur ve halkın gerçek vicdanı haline gelir.
Yorumlar
Yorum Gönder