Yeni Milliyetçilik Tanımı, Siyasal Evrimleşmesi ve Birleştirici Rolü
17. yüzyılda başlayan milliyetçilik hareketleri 18 yy’da Fransa da yaygınlaşmış ve imparatorlukların yıkılması ile kurulan ulus devletlerin varlıklarını tanımlamak için ürettikleri “millet kavramının” içerisinde bir yol olarak ortaya çıkmıştır. 19 yy’da bu kavramın gelişmesi, dünyanın yaşadığı 2 dünya savaşına rağmen gelişmesini sürdürmüş, küreselleşen dünyanın ekonomik birlikteliği dahi bu akımı sonlandıramamıştır. Özellikle 1950’ lerden sonra millet ve milliyetçilik kavramının değişime uğradığını görüyoruz. Yaşanan savaşların sonucunda dünya nüfusunun %45 i yok olmuştur, nüfusun azalması, sanayileşmede ki yeni dönemin hızı devletlerin birbirileri üzerindeki insan geçirgenliğinin daha kabul edilebilir seviyeye gelmesine sebep oldu. Fransa ve Almanya gibi milliyetçilik kavramının doğduğu ulus devletlerin bile dönem itibari ile değişik milletlerden insanların kendi toplumlarında yaşamasına gösterdikleri toleransın evrimleşmenin gerçekçiliğini göstermesi açısından önemlidir. Sömürgelerden gelen insan topluluklarını gerek kültür gerekse eğitim açısından kendilerine benzetme “asimilasyon” çabalarını milliyetçilik unsurlarının etkisi ile olduğunu görebiliriz. Bütün Avrupa yaşanan bu toplumsal demografik yapının değişiminin tabi ki siyasal ve ulus devlet politikalarında da değişiklikleri beraberinde getirmesi kaçınılmazdı. İlerleyen ve gelişen dünya da bu olaylar sadece Avrupa da yaşanmadı. Amerika da etnik ve ırk üzerinden ilerleyen milliyetçilik yerli halkların yok olmasına (kızılderili ve diğer yerli toplumlar) ve Afro-Amerikalılar ile beyazlar arasında süren büyük savaşlara neden olduğu,kirli bir tarihi de yaşatmıştı. Afrika’da yaşanan sömürgeleşmiş devletlerin sözde bağımsızlıklarını kazandıkları dönemlerin de altında milliyetçilik akımının düşük dozda kontrollü enjekte edilmesi ile gerçekleştiğini unutmayalım. Çin ve Japonya arasında yapılan savaşların milliyetçilik kavramının dünyaya yaşattığı diğer savaşlardan bir farkı yoktur. Görünen o ki millet kavramının getirdiği kaçınılmaz bir duygu olan milliyetçilik dönemsel olarak toplumların ihtiyaçları doğrultusunda değişikliklere uğrayarak varlığını sürdürmektedir. Hepimizin bildiği gibi dünya, sistemlerin birinin diğerine sağladığı üstünlük üzerinden kendine bir lider seçmeye alışmıştı. Bu ilerleyen dönemlerde askeri güç olmaktan çıkıp konfor ve ekonomik gücün askeri gücü beslemesi olarak tanımlandı. Bugün ise tamamen ekonomik unsurların oluşturduğu yeni askeri teknolojilerin donanımlandırılması ile oluşan Yenilenebilir Siyasi-Askeri Güç olarak varlığını sürdürmektedir. Peki bugünün sistemleri hızla gelişmekte olan dünyada kendine nasıl bir lider belirleyecek ve yeni enstrümanlar neler olacak. Görünen o ki bu değişimin ilk evresini insanoğlu belirlese de, yeni dünyada gelecek planlaması içerisinde belirleyici güç olarak insan etkisi çok olası görülmüyor.
Yeni dönemde karşımıza nasıl bir ulus devlet ve millet-milliyetçilik kavramı çıkacak. Bu kavramların gelecekte toplumlara nasıl öğretileceği veya empoze edileceği düşünülmesi gereken en önemli sorunlar olarak insanlığın önünde durmaktadır. Gördüğümüz tüm gelişmeler aslında bu değişimin yaşandığını ve çok kısa bir süre içerisinde de etkilerini derin bir şekilde hissedeceğimizi söylüyor. Bugün görünen tabloda egemenlik hakkının kendilerinde olduğunu düşünen toplumların, dünya skalasında tanımladığımız gelişmekte ve az gelişmiş devletlerin fertlerinde olduğunu görüyoruz. Bu tespitin yapılması çok önemli, zira bu gelişmiş devletlerin dünya nüfusunda ki toplam sayısal oranına bakarsak yönettikleri insan nüfusu oranının çok altında kaldığını göreceksiniz. Azınlığın, çoğunluğu yönetebilmesi açısından önemli olan unsurların ise bu devletlerin siyasal yapılarının oluşmasını sağlamak ve bu siyasal yapının yönettiği ekonomiyi sürekli kontrol altında tutup, kurdukları sosyo- ekonomik dengenin bozulmasına müsade etmemelerinden kaynaklandığını görürüz. Aslında her şey bir strateji planının etrafında oluşturulmuş ve yönetilerek kurulan bu sistemin devamlılığı sağlamaktadır. Sistem, dönemsel olarak kendileri tarafından askeri güç ile desteklenmiş, ekonomik ve siyasal yapının sürekli, kontrollü, bir şekilde kendileri tarafından inşa edilmesi ile gerçekleşmektedir. Etnik ve kültürel milliyetçilik kavramları ulus devlet üzerinden başlayan millet kavramının değişmesine öncülük etmişti. Ancak bugün küreselleşmenin ve sömürgeleşmenin teknolojik gelişmeler üzerinden evrimleşmesi, yeni dünya düzeni içerisinde milliyetçilik kavramının da evrimleşmesini elzem kılmıştır. Kültürel milliyetçilik yerini küreselleşen dünyanın insanlarına sanat ve müzik türlerinin yaygınlaştırılması üzerinden, etkin şekilde toplumların içine girmesini sağlamış özellikle yeni akımların genç nesil üzerinden kabul edilmesini sağlayarak en sert topluluklarda bile kendine yer bulmayı başarmıştır. Toplumsal geçirgenliğini tamamlayan 3. Nesili içinde barındıran ulus devletlerin beraber yaşadığı sömürgelerin halklarının da aynı etkileşimi tamamlaması ile insan haklarına dayanan özgürlüklerin getirdiği eşitlikçi, siyasal yapının politikaları, kültürel milliyetçilik etkilerini minimize ederek, toplumdaki sert muhalefetin yumuşamasını sağlamaya yetmiştir. Teknolojik gelişmelerin neticesinde, önümüzdeki dönem oluşacak ortak kültür değerleri başlığının altında yer alacak olan yeni dönem milliyetçiliği, yapay zeka ile toplumsal kuralların oluşmasını hedefleyen, sosyolojik-ekonomik ve siyasal yapılanmadaki gelişmeler sebebi ile beklentilerini değiştirmeye mecbur bırakmaktadır.
Bu sebeple göç politikalarının sonuçlarından dolayı rahatsızlık duyan Amerika, Avrupa kıtasındaki gelişmiş ülkelerin toplumlarında gösterdikleri tepkileri, yeni dönemin milliyetçilik dürtüleri ortaya çıkmadan, siyasi güç üzerinden bastırılmaya başlanmış durumda dır. Bu gösterilen refleks aslında sayısal olarak yaşadıkları toplumda nüfusa oransallanırsa tehlike olarak görülmeyecek kadar düşük olduğunu göreceksiniz. Ancak burada bir parantezi Fransa için açmamız gerekiyor; Fransa’da gelişen olayların gelişmiş ülkelerin arasındaki rekabetin bir dengede ilerlemesi adına körüklendiği bilinen bir gerçektir. Zira Fransa’nın AB, BM’lerde ve NATO’nun içersinde bulunduğu konum, bugün güç dengelerinin şekillendirilmesini sağlayan devletler açısından sürekli kontrol edilmesi gereken etkinlikte. NATO nun askeri kanadında yer almaması ile ABD nin Avrupa da ki Almanya üzerinden devşirdiği güç açısından her zaman bir tehdit. Teknolojik gücü ve askeri alandaki kendi ordusunun aktif olması açısından da güçlü bir ülke Fransa. AB’nin Almanya ile birlikte en etkili üyesi konumunda ve Avrupa parlementosunda karar mekanizmasında bir ülke. Tarihi kökleri ile milliyetçilik kavramının dünyada ilk tanımlanmasını sağlayan ülke olması, Avrupa ve Afrika kıtasında ki siyasal yapıda, teknolojik ve askeri olarak en etkili ülkesi tanımlaması bu olayların ve Fransa siyasetinin baskı altında kalmasının önemini anlatmaya yeterli.
Yeni dünyanın gelişmesinde en etkili aracın yapay zeka destekli yapıların oluşturacağı, kavramların belirlenmesinde bu teknolojik gücün etkilerinin dayatılacağı, siyasal yapıların devam edip etmemesinin kararının bu yeni yöneticinin analiz ve sonuçları ile olacağı döneme hızla ilerleyen insanın, yaşamsal özgürlüğünün tehlike altında olduğunu anlaması uzun sürmeyecektir. Bilgi çağının en önemli unsurunun insan hayatının devamlılığına yönelik kararların alınması ile yaşanabilir dünya modelindeki ayrışmanın taraflarından kaynaklanacağını öngörmekteyim. Bu insanlığa doğal yaşam unsurları ve dürtüleri üzerinden verilen toplu yaşam süresinde vahşi olandan eğitilmiş olana çevrilmiş aynı topraklarda yaşayan insanların aktardığı kültürlerin bütünleştirilmesi ile oluşan melez kültürün var edilmesi, toplulukların yaşadığı ve devletlerin sağladığı teknolojik ve güncel konforlarının eşit dağıtılmamasından kaynaklanan sorunların büyümesi ile insan doğasındaki iyi- kötü ayrımında insan için alınması gereken olumsuz kararların, insanın vicdani tüm sorumluluklarından kurtulmasını sağlayacak yeni bir liderin sistemsel entegrasyonu olarak gerçekleşecektir. Bu sistem insanlık adına aldığı tüm olumsuz kararlardan sorumlu olacağından, onu yaratan ve tüm kararları ona bırakan insanın, fıtratının içerisindeki kötü olan tüm eylemlerden duygu ve vicdani hiç bir sorumluluk hissetmeyen makineye devretme isteği üzerine inşa edilecektir. Artık kötü olan her şey makineden iyi olan her şey bu sistemi kuran insan aklından sirayet edecektir. Vaad edilen yaşamsal gelecek, kurguladığı, yönettiğini düşündüğü makine ile doğal insanın arasında olacaktır. Bu doğal insanın kurduğu devletlerin,milliyetçilik kavramına sahip olmaktan başka çarelerinin olmadığının en açık şekilde gerçekliğidir. Zira bu sistemin kurduğu yeni yaşamsal kuralların, küreselleşmenin de etkisi ile tüm dünya devletlerini etkisine alarak yönetmek istemesinin kaçınılmaz sonucları olacaktır. Bu nedenle her devletin siyasi yapısındaki değişiklikler bu kurgu için önem arz etmektedir. Yeni dönem milliyetçilik bu sebeple evrimleşmiş sadece kendi toplumların dışında tüm doğal insan formunun ortak hareket etmesinin gerekliliğine doğru gitmiştir. Milliyetçilik bir bütünleştirici unsur olarak yeni ulus devletlerde bütüncül faydalar sağlamıştır. Şimdi yeni nesil milliyetçilik ile küreselleşme ve tek dünya nizamının yeni lideri yapay zeka destekli siyasal ekonomik yapıların oluşturulmasına karşı birleştirici bir güç olacaktır. Bu sebeple dünyada yeni nesil milliyetçilik bu kavramının konuşulması ve bütüncül hareket edebilme yetisini fikirsel olarak da kurgulanan sistemle paralel geliştirilmesi sağlanmalıdır. İnsan varlığının doğal yaşayabilme kabiliyetini kaybettirme çabalarının altında yatan tek gerekçe insanın üretemeyen, kendi kendine varlığını sürdüremeyen hep bir sisteme bağımlı yaşaması fikrine saplanmış, acziyet içerisinde varolmaya alışmasıdır. Bugün gelişmiş ülkelerin bu sistemi kurgularken yapacakları tüm çalışmaların asıl sebebi insanın varlığının kaynağı olan doğal öğretilerinden uzaklaşması ve unutmasıdır. Yeni dönem milliyetçilik akımının oluşumunun tüm gelişmekte ve az gelişmiş ülkelerde kendi toprak bütünlükleri üzerinden sürdürmeleri fikri üzerine değil, tüm dünyada ki milliyetçilik kavramına sahip siyasi unsurların etkileşimi ve devlet yapılanmalarında yer almaları ile etkileşimin sağladığı fikri bütünsellik içerisinde ve koordine bir eylem birlikteliğine gitmeleri ile şekillenebilir. Bu sürecin fikir ve siyasal yapılardaki etkinliğinin var olma mücadelesine dayanması ve etkileşimin ana temelinin devletlerin devamlılığının değil insan varlığının yaşamsal hakları ve özgür iradesinin devamlılığının üzerinden kurgulanması olacaktır. Ortaya çıktığı ilk dönemden bu yana görüyoruz ki milliyetçilik kavramı toplumların kendi içerisinde toprak sınırları ve millet tanımlamalarının var olması açısından birleştirici bir unsur ve etkili bir itici güç olmuştur. Bu tecrübe insanın tarihsel birikiminde var oldukça yenilenecek ve insanlık adına tutunacak bir fikri dayanak olacaktır. Düşünmeyen toplumların oluşturulmaya çalışılmasının ana nedeni toplumsal fikir hareketlerinin taraftar bulmasının önüne geçilerek kontrol edilebilir bir seviyede tutulmasının sağlanmasıdır.
Yeni dönemin milliyetçilik kavramının hızlı entegrasyonu ve kavramsal fikir birlikteliğin dil ve din ayrılığına rağmen üstünlük kurmaktan çok yaşama tutunmak için ve doğal insanın var olmasının sağlanabilmesi adına oluşmaya başlamasının zamanı çoktan gelmiştir. Tüm dünyada fikirler, kültürler üzerinden etkileşmiş ve geniş kitleleride harekete geçiren önemli bir unsur olmuştur. Dünya yeni bir fikir dalgasına girmeden önce her toplumun siyasal yapısının şekillendirilmeye çalışıldığı ve düşünmekten uzak seküler bir gelecek yaratmanın çabası, bizlerin daha hızlı kararlar alma ve harekete geçmesi gerektiğini söylemektedir.
ABD başkanlık yarışında D.Trumph’ın uğradığı silahlı suikast girişiminin ardından (Türkiye kulağından vurulmuş bir Başbakanın suikastını aynı senaryo çerçevesinde izlemişti, bu tür olayların gerçekliği ve amacı, ilerleyen süreçlerde daha net olarak anlaşılır) yapılan açıklamalar ile mağdurun, seçimlerin gerçekleşeceği tarihe kadar gündemin başında yer alacağı, bu olaydan ciddi siyasi bir rant sağlayacağı kaçınılmazdır.Bizim bakmamız gereken ise; yazımızın ana konusu olan milliyetçiliğin evrimleşerek birleştirici gücünün ortaya çıkmasına en somut örnek olmasıdır. ABD seçmenine bütün kampanya süresince göç politikaları ve ABD vatandaşlarının dünyada ki, en güçlü devletin mensubu olduklarını hissedecekleri; bir yönetim vaad eden adayın, seçim stratejisini, Avrupadaki aşırı sağ’ın yükselmesinin seçimlere olan etkisini görerek, milliyetçiliğin birleştirici gücünün etkilerini Amerika’ya taşımasını sağlamaktır. Dünyanın bu dönem de tüm seçimlerinde göreceğimiz söylemlerin milliyetçilik üzerine olacağını ve bu sebeple küreselleşmenin değiştirilemeyen ezici yaptırımlarının, kurallarının, meşrulaştırılarak başlayacak tasfiyenin uzak olmadığının en net göstergesidir.
Yeni kavramlar üretmek için iyi fikirlere ve düşünürlere ihtiyaç vardır, ancak bu tek başına yeterli değildir,toplumun yönlendirilmesi ve inandırılması gerekir. Bu dönemin en etkili silahları ise yapay zeka destekli sosyal medya ve algı operasyonlarıdır. Devletlerin ve Toplumların dik durmasını sağlayacak, sürekli doğru bilgi ile beslenmesini üstlenecek, sözünü esirgemeyecek bireylerin kavramları eylemlere dönüştürecek gücüne ihtiyacı olduğu bir dönemdeyiz.



Yorumlar
Yorum Gönder