Dünya Siyasetinin Başlangıcı, Bugünü Ve Geleceği

 

     

     

               Dünyanın tarihini yazılı Sümer metinlerinden öğrenmeye başladığımız zamandan itibaren, yönetim biçimleri hakkında da bilgiler edinmeye başladık. Toplulukların oluşmaya başladığı ilk günden itibaren insan yönetilmeye ve yönetmeye büyük bir önem vermiştir. Toplulukların oluşmaya başladığı bugün bildiğimiz aile kavramının daha kabul edilmediği komün hayatında kadının sınıfsal özelliklerinin etkili olmadığı dönemlerde dahi topluluğu yönetmek adına birçok mücadelenin varlığından haberdarız. Toplulukların yerleşik hayata geçmesi ile başlayan polis devletlerinin de yönetilmesi ile başlayan toplumsal liderlik kavramı ve yönetim şekilleri icat edilegelmiştir. İlk çağlarda liderlik inanç (din) ve ritüeller üzerinden kabul görmüş ve toplumsal inanışların öncülüğünde liderler aynı zamanda tanrılaşarak tüm yetkiyi ellerinde toplamışlardır. Ancak Tanrılaşan insanın da ilerleyen zamanlarda insani gereksinimlerini karşılamaktan kaynaklanan; (uyku, yeme-içme ve üreme) yardımcılara  ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Bu dönemlerin en etkili yöneticisi ise “ Tanrı liderin eli ayağı olan Büyücülerdir. Tanrı liderin birçok işlerini onlar yürüterek toplumla arasında bir statü katmanı oluşturmuş ve artık tüm kararlarda etkili olmaya başlamıştır. Yönetimsel biçimlendirmelere bakıldığında yönetilecek bir topluluk var ise muhakkak bir statü oluşturulduğu ilk şehir devletlerinden başlayarak insanın bunu kabul ettiğini görüyoruz.

   

             İnsanoğlunun en belirgin özelliği gözlem ve öğrenme yeteneğidir. Doğayı gözlemlemiş ve oradan deneyimlediklerini kendi topluluklarında uygulamış ve geliştirmiştir. Şartlara göre uyumlanabilen yapısı, zekasının verdiği yeni yöntemleri geliştirme becerisi onu sadece insan topluluklarını yöneten değil doğadaki diğer canlıları da kendine faydalanabilir şekilde eğitip kullanmasıdır. Şehir devletlerinde yönetmek ve güçlenmek insanın kendi doğasında olan hep daha fazlasını elde etme iç güdüsünden kaynaklanan savaşların meydana gelmesi ile kölelik kurumunun tesisi ve medeniyetlerin de el değiştirip gelişmesi insanoğlunun bugün dış politika dediğimiz bir çok konuda ki yönetimsel sorunları çözme ihtiyacını da ortaya çıkarmıştır. Savaşalar sonucu şehir devletleri yerine büyük topraklara ulaşabilen askeri becerileri gelişmiş, dönemin iktisadi imkanlarının paylaşılması sonucunda siyaset ve politik hamlelerinde başladığını görüyoruz. Örneğin bildiğimiz yazılı ilk devletlerarası   antlaşmanın (Hititler ile mısırlılar arasında) kitabelerinden görüyoruz ki, savaşın sonunda kuzey  Suriye topraklarının Hititlerde kalmasını kabul eden Mısırlılar antlaşmanın sonucunda ülkelerine döndüklerinde kendi haklarına savaşı kendilerinin kazandığını anlatan bir kitabe yazdırmışlardır. Görüyoruz ki kendilerinin tanrı kral olması sebebiyle bir savaşı kaybettiklerinin anlaşılmaması zira savaşı kaybetmiş bir tanrı olamayacağından, hem otoritelerini hemde tanrı olmadıklarının  yönettikleri toplumun anlamaması  açısından iç siyaset denkleminde bir politik yol izlemeye başlamışlardır. Bu olay göstermiştir ki toplumlar din ve inandıkları değerler üzerinden o dönemlerde de sıkı bir siyaset ile algılarının değişkenliği kullanılarak yönetilmişlerdir. Devletler çoğaldıkça dış politika ve iç siyaset de rekabet ortamının değişkenlikler göstermeye başlaması yeni yönetimleri de beraberinde getirmiştir. 

        

         İlk günden itibaren biliyoruz ki lider, liderin etrafındaki ailesi, varisleri, ona yardım eden yardımcıları ve toplumdaki oluşmuş devlet yapısının diğer yöneticileri olarak katmanların oluşması gerçekleşmiştir. İlk topluluklarda devletin en üst ve tek yetkilisi Tanrılaşmış liderdir. Topluluğun yaşaması ve idare edilmesi, savaşların başlatılması sona erdirilmesi görev dağılımındaki tüm kararlar onun elinde toplanmış olduğundan her türlü siyasetin belirleyicisi de kendisidir. Ancak insanoğlunun ihtiras ve hırslarının elde etme arzusundaki büyük isteğin sonuçlarında iktidar olma çabaları siyasi ve politik bir çok stratejik ortaklıkların kurulmasını sağlamıştır. Bunların o dönem iç siyasette de yönetilmesi gerekmiş, bu sebeple sınıfların oluşturulması sağlanmıştır. Askeri alandaki fiziksel üstünlük ve beceriler o dönemin statülerinin belirlenmesinde en öncelikli özelliklerdir. Tanrılaşmış liderlerin koyduğu kuralların ve yazılı yasaların bugün bile hala geçerliliği olduğunu görmek bizleri şaşırtmamalı. Bu dönemde yönetimsel olarak güçlü liderlerin büyük devletler kurması her ne kadar gerçekleşmiş olsa da şehir devletlerinin de başarılı siyaset ve politik yönetimsel sistemleri kullandıklarını biliyoruz. Anadolu’nun medeniyetlerin beşiğinde yer alıyor olması da bu sebeple yönetim sistemleri açısından da zengin örnekler içerir. LİKYA BİRLİĞİ adı altında kurulan, şehir devletlerinin oluşturduğu bugün gelişmiş ülkelerinde kullandığı her şehrin bir yıl başkanlığı ile senatonun yönetildiği sistemi (MÖ 15-14 den MÖ 546’lara kadar yaşamış) uygulamışlardır. Başkenti Patara olan bu birliğin, parlamenter yönetime uygun parlamento binası ile aldığı kararlar açısından da antik çağlarda bile şehir devletlerinin başarılı yönetim biçimlerinin ilk örneği olarak görülmektedir. Bazı siyaset bilimcileri bu yönetim modelinin bugün ABD de bulunan sistemle aynı olduğunu açıkça deklare ettiklerini biliyoruz. Bugün İsviçre İsveç gibi ülkelerin sisteminde bu yapıya çok benzer.

             

                İnsanoğlu gelişmeye devam ettikçe toplumsal ihtiyaçların bir arada yaşamaya uyumlu ve eşit dağılımını bazı kurallar çerçevesinde yapmaya çalışmıştır. Bu kurallar ilk başlarda dini bir emir gibi yayınlansa da toplumun bu kurallara uymada gösterdiği hassasiyet liderin gücü oranında gerçekleşmiştir. Din’in toplumu yönetmesinde gösterdiği büyük başarı ise insan tanrıların yerine ulaşılamayan, gözle görülmeyen bir tanrının gönderdiği, herkes gibi bir insan aracılığıyla (semavi dinlerin başlangıcı ve peygamberlik) olmasıdır. Söylemleri ise  o dönemde insanlığın gördüğü büyük zorluk ve zorbalıklardan sonra  ayrıcalıklı sınıfın kendi çıkarları doğrultusunda toplumu yönetmesini değil, kendileri gibi insani davranışları olan dokunabildikleri, toplumdan bir bireyin getirdiği, belirlenmiş bir statünün olmadığı, adaletin ve eşitliğin konuşulduğu, ezilmiş bireylerinde yaşadıkları topluluğu yönetecek sınıfa yükselebileceği bir yönetimi vaat etmesi ile çok büyük bir toplumsal destek bulmuştur. Bu insan tanrıların yönetimlerinin sonu olacaktır. Anadolu’da örneklerini anlattığımız dünya tarihinde ön plana çıkan Roma imparatorluğunun yönetilmesindeki senato modelinde ise toplum yine sınıflara ayrılmış ve isimlendirilmiştir. Antik Yunandan yakın tarihimize kadar (1900 başları) tanımlanan İNSAN; Kadın değil, çocuk değil, barbar değil, deli değil köle değildir. Bu sebeple Roma Senatosunda soylu erkekler den başka hatta ailesinde dedesi ve ya babası senatör değil ise o makama seçilecek niteliği bile olmayan konumdaydı. Yani anlatıldığı üzere Roma Senatosunun yapısı da toplumsal adaleti tesis edecek temsiliyeti taşımamaktaydı. Görülüyor ki siyaset yapmak ve politikacı olmak için bile ayrıcalıklı sınıfın içerisinde köklerinizin olması gerekliliği insanlık tarihi boyunca süregelmiştir. Bu tespitlerimiz bize yazılı kaynakların tamamında örneklerle hatırlatılmakta ve zihin kodlarımızda yerleştirilmektedir. 


   Siyasette ilerleyen dönemlerin yönetimsel karar alma ve devlet idaresinde bazı kurumsallaşmalar etkili figürler ön plana çıkmış ve statüler günümüze kadar gelmiştir. Her idarecinin yanında akıl aldığı bilge kişiler vardır ve tarih bir çok başarılı insanı kaydetmiştir. Bugün yönetim sistemimizde yer alan “Başbakan” statüsü bile evvelinde Veziri Azam, roma da ise büyük stratejistler siyasetçiler ve danışman adıyla sistemde yer almışlardır. Doğu da Suntzu, Anadolu’da Nizam’ ül Mülk, batıda Niccolo Machiavelli gibi stratejist, filozof ve devlet adamları sadece kendi dönemlerinde değil kendilerinden sonra da siyasete ve siyasetçilere fikirleri ile tesir edip örnek olmuşlardır. Yeni teknolojik dönem ve oluşan yeni sınıf yani Burjuvanın  istediği ile devletlerin geliştirdiği yönetimsel rejimlerin işleyişi ve stratejik kararlar alacak siyasetçiler yeniden oluşmaya başlamıştır. Artık toplum nüfus olarak artmış yaşam konforları değişmiş ve zengin-fakir sınıfının arasına burjuva girmiştir. Artan ticaret hacminde fırsatları değerlendiren bu sınıf ile artık zenginler ve soylular istemeseler de temas etmeye ve muhatap olmaya başlamışlardı. Çünkü soyluluk ve zenginlik el değiştirmeye başlamış ekonomik unsurlar sebebiyle siyaset yapma ve karar alma mekanizmalarında burjuva göz ardı edilemeyecek bir güce kavuşmuştu. Artık bu zenginliğin el değiştirmesinde ayrıcalıklı sınıfın da değişeceği düşünülse de öyle olmadığı ilerleyen yıllarda anlaşılmıştır. Devlet içerisinde yönetimsel mekanizmaların toplumun inisiyatifi ile belirlendiğini düşünmek daha büyük siyasetin görünmeyen en önemli detayı idi. Askeri olarak güçlenmek artık tek başına yetmiyordu, ekonomik olarak da gelişmek ve güçlenmek gerekliydi. Nüfus artmış, göçler sebebiyle tehlikeye giren yönetim sistemleri kendilerini nitelikli ve niteliksiz insan statüleri belirlemiş ve bu ihtiyaçlarına göre kanunlar koymaya yönelmişlerdi. Siyaset yeniden dizayn edilmeye başlamalıydı. Bu sebeple insan bilgilendikçe öğrendikçe eğitildikçe bu özelliklerini toplumların yönetilmesi içinde kullanmaya, bir arada yaşamaya uygun kanunların yapılmasına kullanmaya başladı. Ya da bizim öyle düşünmemizi istediler. Çünkü toplumda ilk çağdan beri var olan toplumsal statüler isim değiştirerek varlığını sürdürmeye devam etmişlerdi. Demokrasi kavramının felsefi alt yapısına baktığınızda yönetici olacak insan özellikleri, bugün katılımcı demokrasi ile bizim uyguladığımız kriterlerden uzak ara farklı bir tanımlamada yer almakta. Yukarıda bahsettiğim İNSAN olma şartları da dahil olmak kaydı ile yönetici olacak kişinin zekası, soyu ve eğitimine bakılması gerektiğini söyler ve  karar alacak nitelikte değil ise DEMOKRASİ içerisinde yer almasının mümkün olmadığını söyler. Bugün yeryüzünde bir çok ülkede demokratik sistemlerin parlamentonun varlığı sadece göstermelik bir uygulamanın tiyatro şeklinde topluma sunulmasından başka bir şey değildir. Bu sürecin başlaması ve toplumda yerleşmesini sağlayan etki ise; egemen devletlerin sömürgeler üzerindeki kontrolünü kolaylaştırmak amacı ile halkın kendi kendini yönettiğini sanmasından başak bir gerçekliğinin olmamasıdır. Bu sebeple toplumsal yapının her dönemde oluşmasını sağlayan sistem ise soylu ve zengin statüsünün başı çektiği ve aşağıya doğru genişleyerek dağılan ekonomik paydaki oranın oluşturduğu mekanizmadır. Dünya da ki parlamenter sistemin, yöneticisinin de, siyasetçisinin de, bu kalıplara uyacaklar arasından seçileceği gerçeğini görmemiz gerekmektedir. 

 

    Dünya ekonomisinin geldiği noktada, gelişen teknolojinin etki alanlarına baktığımızda da, devletlerin başlarına buyruk yönetilmeleri imkansızdır. Dünyanın nüfus olarak çoğalması, insanın konforunun ve bunu sağlayacak ham madde ihtiyacının sürekli artması küçük yönetimlerin büyük sisteme uyumlanmasını zaruri kılmaktadır. Bu sebeple kendi kendini bugün yönettiğini zanneden burjuva altında kalan  sınıfın idare edilme biçiminde de bazı kontrollerin yapılması gerekmektedir. Toplumların en alt sınıfının kolay yönetilebilmesinde en etkili araç DİN VE İNANÇ tır. Bu sebeple gelişmeyen ülkelerdeki siyaset ve siyasetçi burjuva dan seçilir. Bu sınıf hem dindar hemde kapitalist olabilir yeteneğe sahiptir. Soylu ve zengin sınıfa yakın olmak onu ayrıcalıklı hissettirirken aynı zamanda iktidar gücü onu kullanılabilir kılar. Bu sebeple din ve inanç üzerinden onların hassasiyetleri ile aynı dilde iletişim kurmalarını sağlarken, sahip olduklarını düşündüğü ekonomik güce, siyasette belirleyici ve yönetici sıfatıyla da zengin-soylu sınıfına uygun yönetici profili çizerler. Gelecek dönemlerin siyaseti ise daha ayrıştırıcı olacak, siyasetçisi ise daha konformist  ve itaatkar sıfatları öne çıkanlardan olacak. Askeri gücün bile sayısal üstünlükten çıkarılıp, teknolojiye doğru kaymakta olduğu bir dönemin yaşandığı günümüzde, oluşacak yeni stratejiler ile orduların eskiden olduğu gibi kiralanabilen ( 30-80 yıl savaşlarında Avrupa’da yaygın bir yöntemdi, devletlerin ordularının para karşılığında kiralanıp kendi saflarında savaşmalarını sağlamak) ve kaybından dolayı siyaset mekanizmasının başındaki iktidarı sorumlu tutmayan yöntemlere evrildiğini görmek gerekmektedir. Toplumların  geleceklerini belirlemek şekillendirmek için sınıfsal ayrışmanın farkına varması elzemdir. Büyük düşünemeyen, geleceğe dair stratejilerini kendi belirleyemeyecek zayıflıkta olan, siyasetin belirleyicisi ve kanun koyucusu olan parlamentoda seçilen parlamenterleri bile kendi iradesinde olmadığını anlayamayan bir topluluğun uyandırılması gerekmektedir. 

 

       Toplumların en alt seviyedeki sınıfının tek görevi sırası ile üst kademelerin rahatını sağlamak olduğunu görmek için biraz dünyayı ve yönetimlerini öğrenmek için çabalamak yeterlidir. Ancak bu bilincin oluşmasını sağlayacak eğitimi ve öğretimi sistemsel olarak zayıflatırsanız, hareket etmeye cesaret edemeyen, bilgisiz, her türlü zorlayıcı kanun ve kurala itiraz etmeyen bir toplum yaratırsınız. Toplumsal sınıfın en üstündeki yapılanmanın istediği de budur zaten. Sistemin korunması için canını malını ve her şeyini feda edecek bir statü ilk çağlarda da vardı bugünde var. Gelecek ile ilgili bir siyasetçi profilinin oluşmasında nelere ihtiyacımız vardır? Bu sorunun cevabı ise daha dramatiktir. Ya zengin olarak doğacaksınız yada çok çalışıp tüm insanlığın takdir edeceği bir fayda sağlayan bir profil olup, sistemin en üstündekilerin yetenek ve zekanızla sizi kendilerinden görmelerini ve aralarına almayı kabul etmelerini sağlayacaksınız. Diğer şartlarda her ne istiyorsanız inanın yöneten ve kurgulayan değil, büyük bir tiyatro sahnesinde bu büyük oyunda  bir figüransınız. Yüksek sadakatiniz takdir görür, tüm değerlerinizi ve her şeyinizi onlar için feda edebileceğinizi ispatlarsanız, sizi de belki bu yüksek sadakatinizden dolayı başka rollerde yer almanızı isteyebilirler. Aksi takdirde kendinize olan güveniniz halkın sizin arkanızda olduğuna dair inançlarınıza karşılık önerim şudur ki;  tarihin büyük liderlerini yaşayış ve ölümlerini yazan tarihin tozlu raflarındaki ibretlik hikayelerinde görebilirsiniz. 

    

          Tarih liderleri iki şekilde kaydeder. 

1-    Bulundukları toplumda yönetimleri ve idareleri ile onlara huzur defa ve mutluluk getirenler 

2-    Yaşadıkları dönemde halklarını zulümlere, zorbalığa ve büyük sıkıntılara sokanlar. Gelecek dönemin siyaseti statülerin acımasızca derinleşeceği ve hızla mesafenin açılacağı yönünde olacaktır. Gelecekte siyaset yapmak ise yukarıda bahsettiğim her bir seçenekteki tercihlerinize  göre olacaktır. Tercih sizin, size öğretilmeyenleri öğretip, sistemde eşit ve özgür şekilde var olmanızı isteyen bir siyaset içerisinde yer alacaksınız? Yoksa sisteme entegre olmayı tercih edecek kadar ekonomik güce ulaşıp her şeyiniz ile sadakatten ayrılmadan hizmet etmeye mi seçeceksiniz. Siyasetin ve siyasetçinin geleceği sizlerin vereceğiniz karar ile şekillenecek.

      

         Bu tespitlerin sonucunda olgunlaşan fikirlerin ortaya koyduğu ana unsur ise; yaşanan çağın insanının, plânladığı geleceği ve dünyasının oluşmasında itici gücün her zaman mücadele merkezli olacağını unutmamasıdır. insanoğlunun var olması ile başlayan toplum bilincinin oluşması süreçlerinde de  taşıdığı iyi vasıfların ön planda yer almasının önemini görmeliyiz. Toplumsal unsurların başında bireylerin iyi ve doğru fikirler üzerinde sabit durmaları ve yaşamlarını bu ilkeler doğrultusunda sürdürmeleri, toplumun geneline sirayet edecek ve yaşanabilir bir dünya kurulabilecektir. Bu aile deki eğitimden başlayarak, devletin, toplumun refahını yükseltecek, kaliteli insan profilini yakalayacak, eğitim sistemini inşa etmesine bağlıdır. Devlet adamlarının, siyasetçilerinin liyakat ve Ahlaklı bireylerden teşekkül etmesi ile o toplumun yükselen medeniyeti yakalaması, hatta o medeniyeti oluşturacak lider devletlerden biri olması engellenemeyecektir. Ancak küreselleşmenin getirdiği zorlukların yanında, siyasetçilerin sadakatinin insanlığın yararına olacağı şekilde konumlanması gerekmektedir. Bu sistemin, devlet adamlarını devşirmesini de engellemenin tek yolu liyakat ve ahlak mekanizmasının tam teşekküllü ile siyasetçi ve siyaset mecrasında var olması ile mümkün olabilir. Dünyanın dayattığı yönetim Sistemine bağlı hareket etmek yerine, toplumsal değerlerine bağlı, eğitimi yüksek, entelektüel birikimi ile saygı duyulacak nesillerin yetiştirilmesinin sağlanması yönündeki tüm gayretlerin bugün yeryüzünün her köşesinde yaşayan toplulukların da arzu ettiğini bilmeliyiz. 

     

      Yaşadığınız yerde asli göreviniz, Ahlaki ve toplumsal aklın yükseltilmesi yönünde olmalı, birikimlerinizin ve fikirlerinizin saygınlığınızı arttıracak kalitedeki söylemlerle yayılmasını sağlamalısınız. Doğru, liyakatli bireylerle ve dürüst siyaset mecralarının tercih edilmesinde yönlendirici tavsiyelerle bulunmalı, yaşadığınız toplumun karşısında da, bilgi ve fikirleriniz  ile çoğunluğun saygısını kazanacak işler yapmalısınız. Yeni dünya da, bizim yaşadığımızdan daha zor bir gelecek inşa edilmesine sebep olarak, bugünün bireylerinin yapmadığı büyük mücadele ve kabulleniş olduğunu unutmayalım. 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MUHAFAZAKAR DEMOKRAT MI? SEKÜLERİZM Mİ?

DİJİTALİPEK YOLU: TÜRKİYE

HERŞEY BU TOPRAKLARDA DOĞDU VE DÜNYAYA BU TOPRAKLARDAN YAYILDI-2