“Küreselleşme,Ulusal Güvenlik Ve Güvenlik Üreten Demokrasi Kavramı”




 


 

Küreselleşme, sosyal bilimler alanındaki en tartışmalı konulardan biridir. Genel olarak küreselleşme kendini sınır ötesi meta, insan, bilgi, para, kültür akışı olarak tanımlamaktadır ve yine bu akışlardan beslenerek devam etmektedir. Küreselleşme sürecini belirleyen dört temel özellik vardır. Birincisi, küreselleşme geleneksel, siyasi, kültürel ve coğrafi sınırları giderek aşan yeni toplumsal ağların oluşturulmasını ve mevcut olanların çoğaltılmasını içermektedir.Küreselleşmenin ikinci ve herkes tarafından kabul edilen özelliği ise, toplumsal ilişkilerin ve karşılıklı bağımlılığın giderek yaygınlaşması ve artmasıdır. Üçüncü özellik ise, toplumsal olayların ve faaliyetlerin yoğunlaşarak ivme kazanmasıdır. Bu süreçte “yerel” ve “küresel” iç içe geçmiştir. Küreselleşme sürecini belirleyen dördüncü özelliğe göre; karşılıklı toplumsal bağımlılık sadece ekonomik olarak meydana gelmemektedir. küreselleşme sürecinde insanlar kendilerini küresel bir bütünün parçası olarak görmeye başlamıştır. Bunun en büyük nedeni ise, coğrafi sınırların ve mesafelerin gelişen ve değişen teknoloji ile birlikte öneminin azalması ve insanların birbirileri ile çok daha kolay iletişime geçebilmeleri halidir. Burada kültürün küreselleşmesi söz konusudur. 

Globalikazisyon; teknolojik,ekonomik değerlerin yanında,toplumun yaşantıları ve bağlı bulundukları geleneksel değerlerinde etkileşimini içerisine alan bir bütünleşme sürecinin adıdır. Bu öyle rastgele bir değişim süreci olamaz. Bunun etkileri dünyanın her alanında hissedilir ve değişimin hızı baş döndürücü bir halde ilerler. Bütün bu etkilerin etnik yapılar,toplumsal hareketler ve hatta devletler üzerinde oluşturduğu baskıların dünyayı küçültüp ,ulaşılabilir ve değiştirilebilir yönleri olması kaçınılmazdır. Küreselleşmenin önlenemeyen yükselişinde ana etken,ekonomik birliktelik gibi görünsede,asıl etkileri dünya üzerindeki yapısal olarak değişken gruplardan oluşan kültürel birlikteliğin hızlı etkilenmesindeki teknolojik ilerlemedir. Devletlerin  kendi egemenlik sınırları içerisindeki vatandaşların birlikteliğini ve toprak bütünlüğünün korumak amacıyla oluşturduğu organları bu gelişmeleri çok yakından takip etmektedirler. küreselleşen dünya içerisinde öngörülemeyen risklerin de önlemlerinin alınması, devletlerin asli görevleri arasında yer aldığı gerçeğinden hareketle bugün sınıflandırılan devletler,statüleri nispetince bu gelişmeleri yönetmek mecburiyetindedir.Dünyanın önümüzdeki risklere karşı alacağı pozisyonu belirlerken ulusal devletlerin şirket devletlere karşı verdiği savaşın şiddetinin de artacağını ve bu mücadeleden etkilenecek toplumların şekillenmesinin nasıl yapılacağının da belirlendiği bir sürece doğru ilerlemekteyiz. Bu sebeple sadece ekonomik gücün her türlü yaptırımı ile geleceği yönetemeyeceği,insan faktörünün de toplumsal kültürel ve inanç bağlamında yeniden şekillenmesi gerektiğini görmezden gelmeyiz. 

Bu süreç aynı zamanda coğrafi konumları gereği stratejik coğrafyada ki devletlerin de yeniden sınırlarının belirlenmesi çalışmalarının hız kazanacağını da önümüzdeki süreçlerde yaşanacak köklü değişikliklerin kaçınılmaz sonucu olacaktır. Bütün bu gerekçelerden hareketle küreselleşmenin ilk adımının bütünleşmek değil parçalanmak anlamına geleceği açıktır. Bu tespitlerden hareketle Avrupa da 17.yy’da yaşanan 30 yıl savaşlarının ardından oluşan milliyetçilik akımlarının sonucundaki parçalanma ve devletleşme süreçlerinin tarihi bir ders niteliğinde önümüzde durması, ilerleyen yıllarda gelişecek her olayın bir tarihi birikimden kaynaklandığının unutulmaması gerektiğini de insanlık öngörmek zorundadır. Tarih tekerrür etmez aslında, insan aynı insandır ve tüm olay düşüncesel ve tarihsel birikimlerin günümüze uyarlanması ile kurgulanıp uygulanmasından ibarettir. Bu sebeple tarih yazıcılığı 18 yy dan sonra büyük önem arz etmiş ve oluşan milliyetçilik temelli yeni devletlerin imparatorlukların yıkılması ile tarihsel dayanakları üzerinden hak sahipliği mücadelesine girmişlerdir. Toplumlar din ile bir arada tutulabilirler ancak devletlerin bir köke ihtiyaçları vardır. Küreselleşmenin önündeki en büyük engel DİN gibi görülsede asıl en büyük engel milliyetçilik dir. Bu kavramın önümüzdeki 10 yıllık süreçte daha büyük stratejik başarısızlıkların ana sebebi olacağını öngörmemek siyasi ekonomik ve kültürel değişimde büyük resmi okuyamamak olduğu anlamına gelecektir. 

Bugün Avrupa da başlayan ve yükselen milliyetçilik iktidarları oluşturdukları AB gibi topluluklarda büyük sıkıntılara sokmaya başlamıştır bile. Din birlikteliği bile milliyetçilik duygusunun önüne geçememiştir ki tarihte yaşanan büyük trajediler önümüzde bir ders gibi durmaktadır. Toplumların yaşam alanlarının daralmasına yer açan teknolojik ve sanayi gelişmeleri küreselleşmenin hızı ile doğru orantılı olarak yaşam konforlarının bozulmasından rahatsızlık duyan anti-küresel grupların da hızlı oluşmasını göz ardı etmemeliyiz. Fiziğin genel kuralı olan etki-tepki kanununun toplumsal oluşumlarda gerçekleşmesinin,devletlerin siyasal yapılarındaki değişiklikleri tetikleyebileceği endişesi bugün hissedilirken,ilerleyen yapay zeka destekli programların da karşıt görüşler adına yeni stratejiler belirlemesi kaçınılmazdır. 

Küreselleşmenin masum ekonomik çıkarlar ile başlayan yolculuğu bugün daha büyük sıkıntıları ve insani travmaları ortaya çıkaracağı,bu sebeple tüm ulus devletlerin kendi sorumlu oldukları egemenlik sınırları içerisinde yapısal değişikliklere gideceği, önümüzdeki 10-15 yıllık süreçte devlet kavramının içeriğinin önemini yitireceği endişesini doğurmuştur. Zira bahsi geçen süreçte devletlerde oluşan gelişmişlik ve az gelişmişlik kavramlarını, toplumda ki zengin- fakir kavramı niteliğinde bir çatışma ortamına hızla girmesi demek olur ki,tabandan tavana tetiklenen bir kaotik ortamında oluşması kaçınılmazdır. Toplumsal sınıf ayrılıkların yoğun yaşandığı devletlerde, toplumun huzur ve refahını, medeni gelişmesini,teknolojik alt yapısının ve hukuki gelişmişliğin yeni dünyaya entegrasyonu ne kadar zor ve sorunlu ise;devletler arasında gelişmiş ve az gelişmiş devletlerin küreselleşme süresinde yaşayacağı problemler aynı düzlemde daha büyük sorunlar doğuracaktır.

Bütün insanlığın barış içerisinde yaşamayı arzu ettiği dünyamızda, küreselleşme noktasının yeniden oluşumunun yarattığı yeni krizlerin eşiğinde önümüze başka bir kavram ve sorun çıkmakta. Devletlerin kendi içerisinde ki en dinamik kavram Ulusal Güvenlik. Klasik anlamda ulusal güvenlik, ulus devletlerin her birinin bağımsızlığının,egemenliğinin ve toprak bütünlüğünün garanti altında olması demektir. Her bir devlet bunu sağladığında ise,devletler arası literatürde buna “uluslararası güvenlik”denir. Fakat gelişen ve hızla değişen dünyada uluslararası güvenliğin bulunduğu coğrafya ve yaşadıkları toplumsal gerekçelerle devletlerin her birinin aynı tehditleri yaşamayacağı açıkça görülmektedir. Bu sebeple yeni dönemde devletlerin tehdit algılamaları ve tehdit öncelikleri değişkenlik göstermektedir. 11 Eylül saldırısı sonrası başlayan ve “ bush doktrini” olarak adlandıran yeni stratejide,tehdit önleme konusunda kendi topraklarında tehditi karşılamak yerine,tehdidin nerde olursa olsun başladığı yerde önlenmesi yöntemi ile karşılaştık. Bu dönem de ise,ilerleyen teknoloji destekli,savunma stratejilerinin ve ulusal güvenlik algılamalarının daha da değişeceğini göstermektedir. Son dönemlerde küreselleşmeye bağlı ekonomik,kültürel ve güvenlik işbirliği anlaşmalarının da artması bu yöntemlerin daha da evrileceğini gösterecektir. 

Klasik Ulusal Güvenlik kavramı, Avrupa’da 30 yıl savaşları sonrasında başlayan siyasal hiyerarşik yapının değişmesi sonucunda ortaya çıkan devletlerin egemenlik haklarının kazanması sonucunda oluştu. Avrupa’da bu dönemden önce egemenlik 3 güç merkezi arasında bölünmüş durumda idi. Bunların İmparatorluk yapılanması,krallıklar ve feodal beylikler olarak tanımlayabiliriz. 30 yıl savaşları sonunda imparatorluklar dağılmış, beylikler özerkliklerini kaybetmiş, Avrupa’da krallıklar ise mutlakiyetçi devletler dediğimiz ulus devletleri ortaya çıkarmıştır. Bu durumda oluşan mutlakiyetçi devletlerin ayakta kalmasının en önemli sebebi ise ellerinde bulundurdukları askeri güçtür. Dışarıdan gelen tehditleri önlemiş, içerideki isyanları bu güç sayesinde bastırmış ve egemenliklerini,ülkelerinin toprak bütünlüğünü de koruyabilmişlerdir. Ancak bu mücadele devam ederken oluşan bu ulus devletlerin kendi toprakları dışında sömürgeleştirme mücadelesine de girdiklerini görmekteyiz. Gelişmenin, teknolojinin ve ticaretin yoğunlaşması ve bu pastadan pay alma savaşı ülkelerinin dışında da egemenlik alanları oluşturduğu ve toprak elde ederek sınırlarını geliştirdiklerini görüyoruz.

 Bu süreçte ulusal güvenlik ihtiyacı sömürgelerdeki egemenlik alanları nedeniyle daha çok önem kazanmış ve her devletin vazgeçilmez bir stratejik alanı oluşmuştur. 2. Dünya savaşından sonra bu sömürgelerdeki siyasal hareketlenmeler sömürge düzeninin sona ermesine ve yeni devletlerin oluşmasına sebep vermiştir.

Günümüzde dünyanın herhangi bir yerinde kurulmuş bir devlet için klasik ulusal güvenlik meselesinin kuralları nettir. Devletin bağımsızlığının korunması,egemenlik haklarının garanti altına alınması için gerekli önlemlerin alınması. Bu sebeple her devlet kendi ulusal güvenlik politikalarını oluşturmak zorundadır. Bu politikaların oluşturulması için en önemli unsur ise askeri güç ve ona bağlı iç güvenlik birimlerinin oluşturulmasıdır. Teknolojik donanımlı silahlı kuvvetler,istihbarat ve yeni teknolojik silahlara sahip olmak güvenlik politikalarının belirlenmesinde en güçlü etkenlerdir. Dışarıdan gelecek tehditlere karşı alınacak önlemler ve içerideki ayrılıkçı gruplarla mücadelede ulusal güvenlik politikalarının belirlenmesinde ve uygulanmasında belirleyici unsurlar olarak tanımlanmaktadır. Tüm bu politikaların gelecekte uygulanma biçimleri de devletlerin kendi aralarında oluşturdukları askeri ve ekonomik birliktelikler ile daha ileri bir düzeye geçeceği kaçınılmazdır. 

Dünyada sınırları belirlenmiş tüm devletlerin egemenlik ve toprak bütünlüğünü koruma çabasının hem askeri hemde ekonomik maliyetleri göz önüne alındığında ayrıca devletlerin uluslararası ticaretin ve bu ticaretin sağlanması açısından ortaya çıkan güvenli ticaret yollarının oluşturulmasında ki ortak fayda göz ardı edilemez. Bunların hepsi gelişmişlik düzeyine bağlı olarak devletlerin ulusal güvenlik kavramına bakış açısında gelişmeye yönelik yeni politikalar belirlemesine sebebiyet vereceğini öngörmemiz gerekir. Dünyada gelişen teknolojik gelişimin transferi, ulusal ticaret de hammaddenin transferi bu anlamda insan ve iş gücünün düzensiz yer değiştirmesine bağlı gıda arzında yaşanacak sıkıntılar göz önüne alındığında stratejik coğrafi konumdaki devletlerin bu oluşacak yeni ulusal güvenlik politikalarında gelişmiş ülkeler ile hareket etmeye başlamasının yada bu birlikteliklerin içerisinde yer almasının önemi daha iyi anlaşılacaktır. Bugün yaşanan savaşların bir çoğunun sebebi etnik ayrılıklar veya din eksenli değildir. Bu dönemden sonra yaşanacak savaşların tamamı egemenlik haklarının devletlerde kalması şartıyla ekonomik sömürge sisteminde gelişmiş ülkelere bağlı kalarak yaşamaya devam etmeleridir. 

Klasik Ulusal güvenlik politikaları artık yerini pro aktif teknolojik ve istihbarat ekseninde elindeki caydırıcı askeri güç ve teçhizat üzerinden yapılandırılması kaçınılmazdır. Bilgi çağında “big data” ,askeri teknolojik yeniliklerde öncü ve ayrıştırıcı olmak ,devletlerin toprak bütünlüğünü ve egemenliğini koruması adına en önemli politika olarak belirlenmeye başlamıştır. Klasik ulusal güvenlik artık etrafındaki devletlerin de toprak bütünlüğünü korunmasına destek vermek veya orada oluşacak parçalanmalara doğrudan askeri olarak müdahale etmek gerekliliğini de ortaya koymuştur. Siyasal yapılanmaların sağlıklı işlemediği mutlakiyetçi devlet yapılanmalarında dışarıdan gelecek tehdit algılanmasından daha önemli içerideki devlet kurmak isteyen ayrılıkçı grupların oluşturduğu tehditlerdir. Yeni dünya düzeninde ekonomik yapılanmanın kurulmasının sağlanması sadece askeri güç birlikteliğinden geçmemektedir. Kültürel ve toplumları bir arada tutan din de yeniden yapılandırılmaya çalışılmaktadır. Bu tür yeni stratejilerin ulusal güvenlik açısından belirlenecek politikalar içinde bir revizyon planlarına gidilmesi egemenlik ve toprak bütünlüğünün korunması açısından da hayati önem arz etmektedir. 

Soğuk savaş döneminin sonrasında oluşan tehdit algılarını incelersek bize gelecek ile ilgili bir çok değişimi önceden görmemizi sağlayacak ip uçları verecektir.

1- Avrupa’da ve Ortadoğu da kurulan başarısız devletlerin kendi coğrafyalarında yarattığı siyasal istikrarsızlık ve iç çatışmaların sonucunda ortaya çıkan parçalanmış ve ekonomik seviyede ki düşüklük gelişmiş ülkelerin ulusal güvenliğini tehdit eder boyuta geçmesidir. Bunlara Bosna-Hersek,Afganistan,Somali ve Yemen’i örnek olarak verebiliriz.

2- Etnik ve dini çatışmaların ortaya çıkmasıdır ki devletlerin parçalanmasına ve iç savaş tehditlerinin diğer devletlerin politikalarında değişikliklere gitmesine sebep olmuştur. Eski Yugoslavya, Ukrayna Ortadoğu ve Afrika da ki çatışmalar bu kapsamda önümüze çıkmaktadır.

3- Terörizm’in yaygınlaşması kaçınılmaz olmuştur, bazı devletlerin bu terör gruplarını barındırması ve bölgesel hakimiyetlerinin artması adına diğer devletlerin ulusal güvenlik haklarını zayıflatması adına desteklenmesi, terörizmin kontrol edilemez şekilde artmasına sebep olmuştur.El kaide ve ışıd bugün sadece Ortadoğu da değil dünyanın her yerinde kontrol edilemez bir ulusal tehdit olarak karşımızda durmaktadır.

4- Dünya kitle imha silahlarının tehdidini her zaman en yüksek seviyede hissetmiştir, bu sebeple önümüzdeki sürecin en çok tehdit algılamasında dikkat edilmesi gereken konu da budur. Zira bu silahların kıtalararası balistik güce sahip devletler tarafından kullanılabilme olasılığı ulusal güvenlik açısından en büyük tehdittir.

5- Siber suçların yeni dönemde ulusal güvenliği ne kadar tehdit edebileceği konusunda karşımıza çıkaracağı sorunlar yukarıda saydığımız tehditlerin oluşmasını hızlandırmak ve kontrol edilebilmesini zorlaştırmak adına çok stratejik hal almıştır. Ekonomik ve sosyal açıdan askeri becerilerin engellenmesi açısından ulusal devlet organlarının yüksek güvenlikle çalışmasının sağlanması açısından geleceğin en büyük tehditlerinden olacağı kaçınılmazdır.

6- Göç sorunun bugün Amerika ve Avrupa da yaşanan toplumsal iç karışıkların yanında milliyetçi politikaların artmasına etkisi giderek artacağı öngörülüyor. Az gelişmiş ülkelerin siyasal ekonomik ve iç karışıklıklarından kaynaklı insan kaynaklarının yer değiştirme isteği giderek artmaktadır. Göç politikaları belirlenmediğinde devletlerin iç yapısal dengelerinin değiştiği ve ayrıca ekonomik reformların yetersizliğine sebep olduğu buna bağlı egemenlik tehdidine karşı oluşan toplumsal reflekslerin hayat ve yaşam konforunu korumak adına önlemlerin artmasını talep etmesi başlı başına bir problem oluşturmaktadır ulusal güvenlik açısından. Önümüzdeki 10 yıl içersinde dünya nüfusunun 5 de 1’ nin yer değiştireceği öngörülmekte olup bu devletlerin nüfusunun değişkenliğine bağlı olarak etnik ve toplumsal ayrımların yanında ekonomik dengesizlik getireceği ve bir çok devletin yıkılıp yerine yeni daha küçük devletçiklerin ortaya çıkmasına yol açacağı, ulusal güvenlik politikalarının yenilenmesi gerektiği kaçınılmazdır. Küreselleşmenin en önemli zaafiyeti göç konusunda oluşmuştur.

7- Ülkeler arasındaki sınıflandırmada yer alan azgelişmişlik aslında ekonomik olarak algılansada ulusal güvenlik açısından bu durum biraz daha farklıdır. Bugün ve gelecekte azgelişmişlik dünya üzerindeki ekonomik dağılımın adaletsizliği ile başlamış olsa da eğitimsizlik,çevre kirliliği,sosyal güvenliğin olmaması,işsizlik,siyasal baskılar ve ekonomik sorunlar olarak algılanmaktadır. Bu sorunların tamamı azgelişmiş devletlerin iç meselesi gibi görülsede yukarıda bahsettiğimiz sorunların hepsinin içerisinde barındırması sebebiyle diğer devletleri de doğrudan ilgilendirir hale gelmiştir. Gelişmiş devletlerin bu statüdeki devletler üzerinde oluşturduğu sömürge ve siyasal baskılar bugün ve ileride kendi ulusal güvenliklerini tehdit eder hale geleceği kaçınılmazdır. Zira herkes hakkını isteyecek ve almak için bir yola gücü nispetinde başvuracaktır.

8- Çevre kirliliği üzerinden dünyanın yaşam alanlarının daraltılmasına bağlı nüfusunun daha da artması sonucunda çevresel faktörlerdeki hassasiyet gelecekte önemli bir ulusal güvenlik sorunu olacaktır. Az gelişmiş ülkelerin yaşam alanlarına depolanan çevresel atıkların oralarda oluşturduğu tehlikelere bağlı düzensiz göçü tetiklediği de öngörülmektedir.

9- Dünyanın gelecekteki en büyük problemi,yukarıda bahsettiğimiz gelişmişlik unsurlarının hepsinin ana kaynağı Enerji ihtiyacıdır. Bu kaynağa ulaşmak adına devletler egemenlik sınırları içerisinde yer almayan diğer devletlerin sosyo ekonomik yapılarını, siyasal istikrarını bozmaktan geri kalmamışlardır. Ayrıca enerjinin kullanım alanlarına aktarılmasını sağlamak amacıyla ihtiyacı olan hammaddenin tedariğini sağlayacak her yolun kullanılması kendi egemenlik unsurunun başında yer almaktadır. Sistemlerin çalışması yaşam konforlarının devamı, teknolojik gelişimin hiç durmadan gelişmesinin sağlanması,askeri ihtiyaçların ve istikrarlı bilgi sisteminin kesintisiz kullanılmasının önünde engel olmaması adına enerjide devamlılık bir ulusal güvenlik nedenidir. Bugün doğalgaz arzının pazara aktarılması için devletler arasında yapılan işbirliği anlaşmalarının sorunsuz işlemesi bile enerjinin devletler açısından ne kadar önem arz ettiğinin en başlı göstergesidir. Rusya tek mal üzerinden götürdüğü ekonomisi doğalgaz dan ibarettir. Ukrayna-Rusya savaşından önce imzalanan Türkiye ve Rusya arasındaki doğalgaz antlaşmasına dikkat çekmek isterim. Bugün Avrupa devletleri ve Amerika Ukrayna’nın toprak bütünlüğünün korunmasını söyleselerde kullandıkları doğal gazı Türkiye üzerinden Rus doğalgazı olduğu gerçeğini hatırlatmak gerekir.


Yukarıda bahsettiğimiz tüm başlıklar bugün ve gelecek on yılda devletlerin sınırlarının değişeceğini coğrafya üzerinde yeni ekonomik ve kültürel yer değiştirmelerin yaşanacağını açıkça ortaya koymaktadır. Bütün bu süreçlerin tarihin değişik zamanlarında daha önce de yaşandığını bilmekteyiz. Bugün bunun adının küreselleşme olması kavram olarak etimolojik tanımlamamız anlamına geliyor. İlerleyen zaman dilimlerinde bütüncül düşünmenin gerçekleştiğini görebilecek miyiz bilmiyorum ancak devletlerin varolma isteğini,milliyetçilik kavramının altında devam ettirmek istemelerinin artarak devam etmesi kaçınılmaz olacaktır. Eğitimsiz ve gelişmemiş toplumların tutacağı başka bir dal kalmayacak gelecekte.

 Bu sorun toplumun kültürel ve din temelli öğretilerden uzaklaştırılıp yapay ilgi ve  öğrenme alanları (sosyal medya ve diğer kitle iletişim mecraları) ile şekillendirilmesi sayesinde taraftar gruplarının azalacağı ve kontrol edilecek seviyeye getirileceğini söyleyebiliriz. Bu doktrinlerin ilerleyen zamanlarda bütüncül yaşam kuralları ve etik toplumsal kurallar olarak kabul edilip karşımıza anayasal ve hukuk içerisinde dizayn edilerek devletlerin kendi toplumlarına uyumlanmalarını sağlayacakları reformları yapacakları ve toplum mühendisliği üzerinden genel kabul görmelerinin sağlanacağı açıktır. Ulusal güvenlik açısından bunun uyumlanması süreci,politikaların belirlenmesi ve siyasal zeminde uzlaşmanın sağlanabilmesi büyük önem arz etmektedir. 

Bütün bu tehditlerin oluşum nedenlerini ve gelecekteki varyasyonları değerlendirdiğimizde küreselleşmenin,ulusal güvenlik sorunlarına yol açacağı kaçınılmazdır. Bugün bu önlemlerin alınmasına yönelik çalışmaların yapılması ve yasal zeminde düzenlenerek,gelişen dünyanın gerçeklerine uyumlu, anlaşılabilir ve uygulanabilir bir politikaya dönüştürülmesi gerekmektedir. Bunu kavramsal bir tanımlama ile açıklamak da fayda görüyorum. “Güvenlik Üreten Demokrasi”. Her kavramın içeriği kendi anlamının zenginliğine uygun olarak kabul görür. Önümüzde ki 25 yılda dünya da ki gerçekleşecek değişikliklere karşılık, devlet yapılarında oluşan yetersizliğin yol açacağı sorunları, bugünden algılayıp, siyasal ve politik düzenlemeler ile önlem almamızın içeriğini oluşturuyor bu kavram. Devletlerin küreselleşen yeni dünya düzeninde var olmasını sağlayacak ana unsurlar olarak görmemiz gereken başlıklar kısaca şunlardır. Coğrafyada  ki stratejik konumları,siyasal anlamdaki güçlü ve reformist politikalara sahip olmaları,ekonomik yapıları,caydırıcı askeri güç sıralamasında nerede olduğu,teknolojik gelişmişlik seviyesi. Toplumsal bütünlüğü sağlamak için din yeterli bir araç olmaktan çıkmıştır. Bu sebeple toplumları bir arada tutmak için sağlam bir hukuksal yapıya ve devlet idaresindeki işlevsel yapılarda reformist değişikliklere ihtiyaç vardır. Askeri güç noktasında da sınır güvenliği, yeni nesil istihbarat yöntemleri,iç güvenlik unsurlarının da hukuksal alt yapılarındaki değişiklikler ile demokrasinin işlevselliğinde ki en önemli araç haline gelmesi sağlanmalıdır. Askeri gücün demokrasinin önünde yer almasının gelişmeye ve modernleşme alanlarında yarattığı duraksamalara neden olması sebebi ile güçlü devlet yapılarındaki ulusal güvenlik stratejilerini,demokratik zeminde güçlü siyasal yapıların devam ettirebileceğinin unutulmaması gerekir. 

Bu süreçler anayasal düzenlemeler ile toplumdaki her unsurun hassasiyetlerinin yasal zeminde garanti altına alınması ile bir mutabakat şeklinde hukuksal karşılığının tesis edilerek yürütülmesi gerekir. Devlet lerin demokratik gelişmişlik süreçleri uzun sürebilir. Bu nedenle köklü değişiklikler devletlerin anayasaları ile yapılması konusunda zorunluluğu barındırır. Ulusal güvenlik konusunda politikaların belirlenmesindeki en başlıca unsur, devletin egemenlik ve sınırları içerisindeki tüm etnik unsurların temsiline anayasal zeminde olanak tanıyan bir sistemin demokrasi merkezinde güvenlik politikalarını da siyasal mekanizma ile tesis etmesidir. Gelişmiş devletlerin, ulus ve millet kavramları üzerinden değil, ekonomik refah düzeyinin yükseltilmesi ve devamlılığının sağlanması, sosyal güvenlik garantisinin her bireye sağlanması,yaşama alanlarında daralma olmadan,özgür düşünme ve geniş ifade edebilme hürriyeti gibi konularda konumlandıkları görülür. Bu sebeple gelişmiş ülkelerde her türlü strateji ve politik kararlar,ulusal güvenlik politikalarına uyumlu inşa edilir. Gelişmekte olan ülkelerde ise bu daha çok siyasal yapının,toprak bütünlüğünün korunması önceliğinde aldığı kararlar,ekonomik dengenin eşit dağılımının sağlanması gibi öncelik sırasının değişkenliği dikkat çekmektedir. Bu sebeple gelişmekte olan devletlerin ulusal güvenlik mekanizmaları gelişmiş devletlere göre konumlanmak üzere belirlenmiştir. 

Güvenlik üreten demokrasi kavramı gelecekte en çok coğrafyasında dış tehdit ve iç tehditlerle karşı karşıya kalan devletler için önümüzdeki dönemde ihtiyaç olacaktır. Çünkü gelişmiş devletlerin politikalarının başarısız devletleri ortadan kaldırmak yerine yönetilmesi daha kolay etnik kökenli siyasal yapısında kırılganlıklar olabilecek parçalı devletlerin oluşması üzerine kurgulanmıştır. Bu modern çağın sömürge sisteminde toplumları milliyetçilik ve din üzerinden küçük gruplara bölmek ve yönetmek politikasının da ana temelidir. Ulusal güvenliğin dış ve iç tehdit algılamalarının karşılığında alması gereken en önemli önlem; içeride oluşacak ayrılıkçı ve terörizm destekli bağımsız devlet kurma çabaları olan grupların toplumsal desteğinin ortadan kaldırmak olması gerektiği nettir. Bu politikaların oluşması ancak güvenlik üreten demokrasi kavramının içinde barındırdığı unsurların devlet yapısında inşa edilmesi ile gerçekleşebilir. Bu gerçekleştirildiği takdirde,Toprak bütünlüğünün sağlanmasının yanında, meydana gelecek sınır değişikliklerinden kaynaklı kendi alanını da bölgesinde genişletebilecek uluslararası hukukun da kabulünün sağlanması koşuluyla sınırlarını genişletme imkanını da yakalayacaktır. Gelecek dönemin güçlü devletleri,toplumsal barışı sağlamış,demokratik unsurların siyasal yapılar tarafından bozulmayacağı kurumsal devlet işleyişinin tüm unsurlarını barındıran devletler olacağı ortadadır. 

Bütün bu tespit ve değerlendirmelerin başlıca nedenleri  ve yazının içeriğinde ise ;devletlerin 25 ve 50 yıllık planlamalarının nasıl şekillendirilmesi gerektiği, kendi yönetimsel mekanizmalarının da korunmasının önemi anlatılmış. coğrafyalarında gerçekleşecek her türlü değişikliğe de anında cevap verebilecek ve hızla karşı pozisyon alabilecek bir sosyo-ekonomik gelişmişliğe ulaşmalarının önemi vurgulanmıştır. Küreselleşmenin getirdiği ulusal güvenlik sorunlarının çözümünde,gelişmekte olan devletlerin Güvenlik Üreten Demokrasi kavramı ışığında çözümün bir parçası olması gerektiğinin anlatılması amaçlanmıştır.

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MUHAFAZAKAR DEMOKRAT MI? SEKÜLERİZM Mİ?

DİJİTALİPEK YOLU: TÜRKİYE

HERŞEY BU TOPRAKLARDA DOĞDU VE DÜNYAYA BU TOPRAKLARDAN YAYILDI-2